03 Nisan 2008 Perşembe


H O Ş C A K A L I N....


"Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler.

O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur.

Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız.

Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır. "

(İSRÂ : 44)
-----------------------------------------------------------------

KURAN VE HADİS'LERDE HAYVAN HAKLARI:

"Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar"
(En'am suresi:38)


Efendimiz (a.s.), abdest almak için hazırlandığı sırada kedinin abdest suyundan içmekte olduğunu görünce o içinceye kadar bekleyip, ondan sonra abdestini aldı. Orada bulunanlardan biri: "Ya Rasûlallah! Su necis olmadı mı?" diye sorunca: "Hayır, kedi aile efradından biridir. Hiç bir şeyi kirletmez." cevabını verir.

Üsame ibni Zeyd'e Peygamberimiz (s.a.v.): "Ey Üsame, acıkan "ciğer sahibi" her hayvan hususunda dikkatli ol! Kıyamet günü Allah'a şikâyet edilirsin." buyurmuştur.

Ashab'tan bir kısmının: "Ya Rasûlallah! Hayvanlara yaptığımız iyilikten dolayı bize ücrette mi var?" diye sorması üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) şu cevabı verir:
"Evet, her bir yaş ciğer sahibine yapılan iyilik için ücret vardır."(Buhari)

Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Bir adam yolda, yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: "Bu köpek de benim gibi susamış" deyip tekrar kuyuya inip, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti."

Bir diğer rivâyette şöyle denmiştir: "Fâhişe bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen bir köpek gördü, susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız mestini çıkararak (onunla su çekip köpeği suladı). Bu sebeple kadın mağfiret olundu." (Müslim, Tevbe 155, (2245)

İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşerâtından yemeye de salmamıştı." (Buhârî)

Abdurrahman İbnu Abdullah, babası Abdurrahman (radıyallâhu anh)'dan rivâyet eder ki şöyle demiştir:

"Biz bir seferde Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) ile beraber idik.Resûlullah bir ara bir ihtiyacı için yanımızdan ayrıldı. O sırada hummara denen bir kuş gördük, iki tane de yavrusu vardı. (Kuş kaçtı) yavrularını aldık. Kuşcağız etrafımıza yaklaşıp çırpınmaya, kanatlarını çırpıp havada inip çıkmaya başladı. Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) efendimiz gelince:
"Kim bu zavallının yavrusunu alıp onu ızdıraba attı? Yavrusunu geri verin!" diye emretti. Bir ara, ateşe verdiğimiz bir karınca yuvası gördü.
"Kim yaktı bunu?" diye sordu.
"Biz!" dedik.
"Ateşle azab vermek sâdece ateşin Rabbine hastır" buyurdu.." (Ebû Dâvud )

Peygamberimiz (s.a.v.); yolculuk sırasında mümbit bir yere uğranıldığı vakit, hayvanın sırtından inilerek otlardan hakkının verilmesini, otsuz yerlerden de süratle geçilmesini tavsiye etmişlerdir. Hz. Enes (r.a.): "Biz bir yerde mola verince, hayvanlarımızın istirahatını sağlayıncaya kadar istirahat etmezdik." demiştir.

Peygamber efendimizin herbiri birbirinden güzel uyarılarının sadece bir kısmını buraya alıntılayabildim.
Kaynaklar: 1 ve 2

28 Mart 2008 Cuma

Veda

Resim: Boynubükük bebekken
Biz yeni evli ve bahçeli 2 katlı evde oturuyorken eşim bir gün yavru bir köpek getirdi. Evsahibi adam ve oğlu çok sevindiler, bahçeye yuva yapıldı. Bir kulağı kesik şiddet görmüş bu yavruya "Garip" adını taktık.
Ev sahibesi hanım ise bana sürekli akıl verdi: "Bak kızım, eşin seni unutur, bundan böyle hep köpekle ilgilenir. Sen 2. planda kalırsın" dedi. :)
Hani yeniyiz ya, cicim, balım ayları yaa. Sabahleyin kapıda geçirdikten sonra, bir de pencereden el sallama faslı yapıyoruz. Bir sabah el sallıyorum, aa bizimki hiç pencereye doğru bakmadı bile. Köpeğin yuvasının olduğu tarafa bakarak... Gittiii.
"Sen görürsün akşama" dedim. "Zaten Aysel teyze bana demişti" dedim.
Bu sene Temmuz'a 22. seneyi tamamlamış olacağız inşallah ama o gün bugündür bizim klasik sloganımız oldu bu "Zaten Aysel teyze bana demişti" sözü.:))
Şimdilerde eşim bana söylüyor kedilerden dolayı. Yani ne o, ne ben Rabb'imin yarattığı bu "can"lardan vazgeçemiyoruz. :))
-----
Ama artık blog olayını ise kesin olarak bırakıyorum. Gerçi Aysel teyze bu konuda birşey dememişti. :P
Zaten diyemezdi çünkü o yıllarda bilgisayar uzay yolu dizilerinden yeni yeni çıkıp hayata karışıyordu. Böyle yaygınlaşacağını da pek tahmin etmiyorduk doğal olarak. :))
------
Sebepler çok ve çeşitli. Ama kısaca diyebilirimki, artık içime dönmeyi çok arzu ediyorum.
Hepinizle çok güzel günlerimizi paylaştık.Her bir arkadaşımı ayrı ayrı, tanıdığım için çok memnunum. Herkesten öğrendiğim farklı bir şey oldu, bloglar bana çok şey kattı kısaca. Bunun için bilhassa çok teşekkür ederim hepinize. Ve bu veda yazımda, varsa benim üzerinizde hakkınız, benden yana helal olsun. Hepiniz Rabb'ime emanet olun.

Resim: Melül Peter

14 Mart 2008 Cuma

Bizim kediler eşim hakkında ne düşünüyorlarmış, bir bakalım :)

Bizim pisiler eşime karşı nasıl bir tavır sergiliyorlarsa onu dile getirmeye çalıştım. :)
-Şu anda olanı olmayanı- hepsinin durumu bu şekilde idi.
(onunla hiç ilgilenmeyenleri yazıya sonradan ekledim.)
Huysuz cadı Maydanoz derdi ki....
"Ayol o benim kocam!
Bir de kumam var evde (bu ben oluyordum)
kendini "yürüyen yemek ağacı" zannediyor.
Ama olsun ben onu da çok severim.
Hem kuma gemisi bile yürür de
elti gemisi yürümezmiş." :))





Maydanoz'un oğlan bebeler:
Aaaay biz ona resmeeen aşığııız.
Ölürüz onun için.
O bizim 2. annemiiiz.




Dediğim dedik Lulu diyor ki:
Aay ay o çok tatlı okşuyor beni,
bayılıyoruuuum.







Romantik Julia diyor ki:
Hiih çok yakışıklı,
kedi olsa aşık olurdum ben ona.







Saf avcım Zıpzıp diyordu ki....:
Bazen sesi çok gür çıkıyor ama,
biliyorum o da benim yeşil gözlerime hasta.










Büyümeyen çocuk Boynubükük:Lüzumsuz bir adam!
Annem sevmiş bir kere, biz de katlanıyoruz işte.

Karakter sahibi Roka: O da kim? hatırlamıyorum??
Bir aşinalığım var gibi de ama????





Melek Wiky derdi ki:
Ooooy benim oyun arkadaşım, bütün dünyaaam,
een sevdiklerimden ve hep annemin yanında
gördüğüme göre de kardeşiiiim.





İhtiyar Annane kedi diyor ki:
Pencerenin önünde bir-iki hapşırdım, öksürdüm diye hemen coz coz iğneler yaptın bana. Verdiğin gayretle bak kızların içinde ilk önce ben evlendim. Bu sene yavruları annenin bahçeye değil sizin burada doğuracağım sanırım. Haberin var değil mi?




Kapris böcüğü Tekirhanım diyor ki:
Benim kadar hızlı pati sallayan tek yaratık!

(Bu Julia ve Zıpzıp'ın hala kendine el sürdürmeyen kardeşidir)




Bütün baba kediler:
Sen bize aşı yapamadığın için bahçede pek istemiyorsun.
Hem kocamanız, bir tanemiz 3 yavru kedinin yediği kadar yiyoruz diye kızıyorsun. Ama annemiz bize tavuğun arkasında bir de kuru mama veriyor. Oooooohh işte. :))







Melül Peter diyor ki:
(Bu kediyi nasıl baktıysam kız zannetmiş, gözlerini kocamaan açıp hayretle baktığı için de adını Heidi koymuştum. Oğlan olduğu anlaşılınca oldu adı Peter)

Beni "uyutmayı" reddettiğin için teşekkür ederim babacığım.
Ancak böyle uyuyabilsem de yaşıyorum ben.
Hatta Maydanoz teyzemin minik kızını kovalamaya bile başladım.:))
Not: uzuuun uzun yazdım bunu, sonra vazgeçtim......



----------------------------------------------------------
EKLEME: (Maydanoz'un tek kızını unutmuşum)
Nazlı Çıtçıthanım diyorki:
Amanın üşüttüğüm zaman bana yaptığı iğneler çok yakıcıydı.
Onun için sesini duyunca saklanıyorum hemeen.
Gündüz o yokken, eve girip biraz keyif yapayım istiyorum. O zaman da pis Peter beni rahat bırakmıyor. :(



Bunlar da Duman,Boncuk, Biyonik. Bunlar eşime sadece kafa okşatıyorlar. Başka yakınlıkları yok ona karşı. Hadi hatırları kalmasın istedim.:)
Biyonik kız Peter'in kardeşi, çook cazgır olduğu için ona bu adı koydum. :)))))) Sanırım artık o da hamile.

04 Mart 2008 Salı

Bahçelere geldi bahaaar,ama yeşil halı sermedi daha

Yeşil halı yok ama, sadece erik ağacı değil bütün ortanca ve şakayık ve filbahriler bile yaprak tomurcuklarını açtı.:(
Şu arka planda görünen yerlere saçılmış
pazar mallarını farkettiniz değilmi?
Efendim çocuklarım gidip o kumaşların üzerine yatıyormuş. Müşteriler de "ıııy" diyormuş.
( Yalnız genelde orada o tülcü yok.
Penyeler, havlu kumaşlar filan oluyor)
Aman aldıkları parçalar zaten hep yerlerde,
eve gidince yıkamak zorundasınız huu hanımlaaar??????


Çocuklarım deyince, oğlum geçen gün anlattı:
Yıllardır görmediğim bir ahbapla bir yerde karşılaşmış. Beni sormuş, "annen yine çalışıyor mu?" filan demiş.Bizimkinin verdiği cevap içimi ısıttı, sizinle de paylaşayım istedim.:)
"Yok artık çalışmıyor. Annemin mesleği annelik,ev hanımı denmesinden hiç hoşlanmaz. En zor iş olan anneliği yapıyor. Beni büyüttü, şimdi kabilesi var. Onlarla meşgul oluyor" demiş canım benim yaaa.
Bir de bana anlatırken sesinde hiç alay ya da kinaye yok, öyle sevgi dolu bir sesle anlatıyor ki eridim bittim ben. Ki normalde kedilerin çokluğundan şikayetçidir. O da alıştı demek.:))
Bugün de o okula giderken aynada kendimi anaam saçlarımın şekli bozulmuş görünce "aa oğlum söylesene saçlarını topla diye, ne korkunç olmuşum " dediim.
Baktı bana: " yooo çok güzelsin" dediiiiii.
Aşkım yaa, ben ölürüm senin içiiin.:)
Bak bunlarda bizim gibi anne oğul, şipşakçıya aile fotosu çektiriyorlar sanki. :)))

18 Şubat 2008 Pazartesi

Özlemişiz.:))



Kara gömüldüüüüük.:)
Bebelerim şaştı kaldı "bu neee?" diyor..P
Bu Boncuk.






Çok çok acıkıp habire mama yiyorlar,
afiyet olsun kuzucuklarıma.:))
Bunlar Gümüş, Tekin (kibarcık)
Duman, Çitlembik ve
arkaya doğru bakan
Julia'nın huysuz kız kardeşi Tekir.:))









Julia ise geçen sene de
kar görmüş ablaları olarak,
bana her zamanki gibi
"kucağınaaa,kucağınaaa"
diyor.:)






Boynubükük bey de bütün gün dışarıda
buncağızları yakalamaya çalıştı.
Umarım başaramamıştır.:(






Bu iki kara korsan ben
ve Çitlembik bey.:)
Ağaç ise mavi ladin.










Bu adam da bizim beye çok benziyor.:P
Ama ama ama, karşı kıyı nerde yahuu?
Biz ne zaman açık denize açıldık?
Yoksa beni yıllarca
burası bir körfez diye kandırdılar mııııı?:(
Ama ben orada doğup büyümüştüm hanii?

06 Şubat 2008 Çarşamba

Maydanoz'umun anısına......

Kısırlaştırma ameliyatından sonra kaybettiğim kızıma...

Geçen sene...Maydanoz'um bir yaşını geçmiş, pencereyi keşfetmiş. oturup ürkek ürkek dışarı bakmayı çok seviyor.
Akşam koltukta uyuyakalmışım. Saat 01.00. de gözümü açtım.
A Maydanoz kızım pencereye doğru patilerini dayayıp "aç" diyor. "Hadi çık bakayım yine" dedim, bende makinedeki çamaşırları çıkarıp astım. Döndüm kızımı içeri alayım diye, aaa aşağı atlamış. Bu hareketi hiç gece yapmamıştı, cesareti artmaya başlamış demek.

Ne etmeli "pisi pisi desem mi ki" dedim. Evin öbür yanındaki bütün kedilerim geldi bu yok. Bu bilmez ki pisi olduğunu, adını bile bilmez. Oğlumun adını kendi adı zanneder.:)

(sonraları onu camdan oğlumun adını seslenerek çağırdım hep, bu da oğlumu çıldırttı:P)

Yine bu camdan atlayıp, öbür cama çıkmıştır diyerek oğlanın odasına girdim. O da pc başında uyuyakalmamış mı?

Onu kaldırıp yatağına postaladım. Pc yi de kapatayım dedim fakat, ABD'de master yapan yeğenimiz MSN'de bizimkine selam vermiş, karşılığını alamamış. "Anneeem ne yapıyorsun iyimisin? muhabbet..." filan biraz yazıştık biz bununla.
Bir süre sonra dedim ki: "Oğlum kedim bahçeye kaçtı, gideyim bulayım şunu namus elden gidip torunlarım olmadan" :))
Işığı yaktım, bu bahçede bir kuytuda oturmuş kalmış. Şuradaki 2.kedi Asil dayımız da yanında pusuya yatmış,fırsat kolluyor.
Neyse Maydanoz hanımı içeri yolladım. Ama bahçedeki bütün pisiler ben "yürüyen yemek ağacını" yine yemek verecek sandılar. O arada akşam yemeğine gelmemiş olan annane kedi de gelmemiş mi? Diğerlerine kuru mama koydum. Annanenin ayrılmış olan tavuğunu rahat rahat hemen bahçenin önünde vereyim diye düşündüm. Ama nerdeee!

Bizimki her zaman yemeğini beni peşi sıra yürüterek kayınvaldemin bahçesindeki kendi kabında yer, gece gece yine hızlıca oraya gitmeye başlamaz mı?
"Kız duur, şurda yiyiver!"

Ih ıh o önde ben arkada.

Bu kadar mıyız sanıyorsunuz hayıııır!

Diğer bütün eskort kedilerim de arkamızda.
Gidiyoruz yolda ki, aramızda şu Zeytin köpeğin olduğu ev var ilk önce. Kayınvaldemin bahçeye de "batı" taraftan giriyoruz, yem kabı "doğu" tarafta.
Orasının yanı da deprem enkaz arsaları ve zifir karanlık ve ıssız. :(
Ve saat artık sanırım 02.00 yi geçmiş vaziyette.
Ev halkı uykuda, benim sokakta olduğumu bilen tek kişi Amerika'da. Başıma bir şey gelse yetişebilir mi acep.:P
Maydanoz hanım sayesinde böyle çok maceralar yaşadım ben.
Kızım sonra yavrularını ardiyede büyütürken dışarılarının kurdu; bütün erkek kedilerin ve hatta köpeklerin korkulu rüyası bile oldu.
Şöyle arkalarından saldırıp iki pençesini o gariplerin kalçalarına iki yandan saplıyıveriyordu. Zavallıcıklar acı içinde bağırıp neye uğradıklarını şaşırıyorlardı.
Hatta eve girmek canı istediği zaman bana seslenmenin "Maydanoz'casını" bile buldu.Bunun için tırnaklarını kullanıyordu. Şu 27 sn.lik videosunu iyi ki çekmişim. Sonuna doğru benim cama yaklaştığımı anlayıp girmeye hazırlanıyor.:)





Evlendi bir sürü kocası oldu.(En ortadaki Maydanoz)
Ama o içlerine en çok Şoşo'yu sevdi. Resmen ona aşık olup bahçede ona ne cilveler yaptı. Bakın.:)


(Şoşo ismini bir misafirimiz taktı. Boşnakça "şu adam" demekmiş. Biz ona bir türlü isim bulamamıştık. "İşte siyahı çok olan erkek kedi" derdik. Bu yüzden bu isim ona çok yakıştı.
Kendisi çok centilmen bir erkektir. Hiç bir kızı zorlamaz saldırmaz,sabırla kendi rızalarını bekler.Kızım da onun için ona aşık oldu işte.:) Benim bu kediye henüz hiç dokunamadığımda belirteyim yalnız.)
Doğan yavruların ikinci postasından olan bu oğlana, şimdi "Küçük Maydanoz'um" diyorum ben. Annesi en çok ta onu, ağzına alıp eve getirmek isterdi.NOT:Bu resimde büyük olan kedi Maydanoz, yavru K. Maydanoz.
Benim nerede ise bütün kedilerim "miyav" demiyor hiç. Hepsinin de cama gelince çıkardıkları, benim tanıdığım bir "ee ee" sesi var. Ama ilk defa geçen gün Küçük Maydanoz'um annesinin hareketini yaptı bize camda.
O an eşimin ve benim bittiğimiz andı...

30 Ocak 2008 Çarşamba

Google aramaları

(Koyu olan yazılar google'a yazılan sorular.Karşılarındakiler benim cevaplar)
kedi nerededir onun resmi : Google'dan değil camdan dışarı bakmalı :P
güzel kediler : Tam yerine geldin :))
köpeğinin başkasının elinden yemek yemesin : Bence de.. :)
maydonoz korumak : Yaramı ne deşiyooon? biz doğurganlığını kontrol ve koruma altına alalım istemiştik :(
lülü baci : He vallaa.
lulu bebek : Ohooo.. yakında torun torba sahibi olacak.. hangi bebek ?
küçük lulu fotoları : Malesef o zaman tanışmıyorduk kendisiyle.. mevcut değil :)
köşenin delisi: Linklerime bakınız.
köşenin delisi elif: aa bu direk bizzat Elif'imi arıyor.Linklere bak diyoz sana.
msn utanma işaretlerı : İşte bu imiş: :$
kedim hapşırıyor : Çok yaşasın emi? Biz de görelim hep beraber.:)
kedilerin cinsi, ve resmi olan kısa yazı : Ben çok ballandırıyorum ama idare edin artık :P
kediler ozgurluk : Kim alabilmiş ki ellerinden? peheeyyy...
kediler nasıl kaybolur : Ben de merak ediyorum. Boynuna bi kamera takıp izleyeceğim 24 saat
kediler güzel : Biz başka bişey mi deduk ?
paticikler : .blogspot.com :P evet tam üstüne bastın, burası. :)
yaman saliha :Yaman benek demek istedin herhalde, aramızda değil artık :(
yaklaşmayın deli raporu var resmi : Yakında mahallede ilan edilicem zaten.. kendi fotomu koyarım olur mu?
yağmur ve kedi fotoğrafları : Islanmalarına kıyamaam ki, nasıl resim çekeyim.. :(
tilkinin dönüp : Heh bizde öyle deyip döndük wordpressden.
siyah kedi izmir : İzmir'de Ruhsar'ımız var , o da beyaz.. :)
saliha ejder : Alev püskürtmesekte çenemiz yeter :P
rüyamda yılan doğurup tuvalete düştü : Hayra yormalı herşeyi..
rokanın resimleri : Kedi Roka mı? ot roka mı?
rokam : Nereden geliyo bu iyelik samimiyeti?? o beniiiimmm! :P
roka görüntüsü : boy boy var.. dolaşmak lazım bloğu Bir tanesi hemen altta..:)
resim üstüne kedi patisi : Hemen bi poz çekeriz .
popo yarası : Bunla dalga geçemedim.. Allahım şifa versin.
pencere maskotları : Benim bütün kedileeer. :))
kedi patisi resmi : Yakında bu çalışmayı yapmayı düşünüyoruz... Bizi izlemeye devam edin anacım.. baaaayy :P
devekuşu yumurtası ve örümcekler : evet devekuşu yumurtası örümceği ve ağını uzak tutarmış.. Bana da ısmarlasanaa :)
dejavu : Bu kelimeden gelinmesin diye vuuuuuuu diye uzatmıştık ama.. tutmamış :)
cepheden hikayeler : Burası kedi cephesi, aradığın bu muydu?
bir küçük mucize : onların hepsi mucize :)
benim kedim nerede : Bizim envanterde değil. :))
benim bir kedim var yumuk yumuk : Benim tam bin kedim var, yumuk yumuk
adapazarinda tok evler : diğer 80 ildeki aç evleri arasan da sevaba girsen :(
emziren hayvanlarla yazı : emziren Lulu ve Maydonozla makalelerimiz mevcut.. :)
kedi nezle ilacı : nane limon kabuğu bir güzel kaynasın aman
ha ha ha ha ha içine hatmi çiçeği biraz tere otu katasın
ha ha ha ha ha hatta biraz tarçın bir tutam zencefil(şaka haa, denemedim böyle bir şey)
kedi hamağı : kucakta keyiften hamak aramıyo keratalar..
kara kedi : uğursuzluk palavrasına inanma!
izmitte boncukcular : bütün boncuklu tabanca satanlara ölüüüüüüüüüüüüüüm! Çifte kırmayla kovalıcam :P
hamster yavrulari : Kedilerim pek sever kanımca, nihaohaho
happy çerkez : Happy Gürcü versek? (bu ben oluyorum)
hamile kediden niye akıntı gelir : Niyazi Gül'e sormalı (dedi oğlum, bu kim? dedim. Ata Demirer'miş.:P)
hamile kadının karnı nee zaman büyür : Bebecik büyümeye başladığı zaman :)
google giriş sayfasını uzattım geri nasıl çekerim : Nası uzattınsa öyle Google'a sormakta akıllıca çözüm.. Takdir ettim... Dedi yine oğlum.:)
gaziantepte hayvanat bahçesi varmış : Öyle dedi Aymenim..
en tatlı ve en güzel kediler : Tam yerine geldiniz efenim.. Buyrun..
çok çok çok çok : ne ne ne ne ?
annane resmi : Seni mi kırıcaz.. Koyarız bi boy fotosunu :)
(bak torunu Boynubükük'le koklaşırken. Oturan kedi bütün kedilerimin annanesidir.)

22 Ocak 2008 Salı

:(


Bayağı bir rahatsızım sevgili arkadaşlarım. Sizleri ziyaret de yapamadım, lütfen kusuruma bakmayın. Sizlere bu sevimli resimleri koyup durumumu haber vereyim istedim.
Üstteki resim Lulu'nun geçen sene süt çocuklarını ilk kabul ettiği an.:)


Bu pasaklı kızım Julia.:)



Bu teknolojik kedi de benim
şimdiki halimin aynını sergileyen Roka. :)

16 Ocak 2008 Çarşamba

Vah başıma gelenler!

Sen Ruhsar'ı yazarmısın kızım? Al sana işte!
Odaların kapısı kapalı zannedip rahat rahat otur!
Sen Boynubükük'le tv keyfi yaparken Lulu'da çekmecelerini bu hale getirir.

Eşim görüp haber verdi "gel buranın resmini çek" dedi.
Bir de bana diyor ki: "Kızma ona annesi, o bir kız. Bak hep kız çekmecelerini açmış!"
Ee o zaman bir de eşarp taksın bari! En çok o çekmeceyi boşaltmış, sanırım pis cadının cidden niyeti var. :)
Yalnız Lulu bu icraatinden sonra çok huzura kavuşmuş görünüyordu. :P

14 Ocak 2008 Pazartesi

Dejavuuu


Bu arada Ruhsar'cım yine geldi, bir ay kaldı gitti. Kendisini seyahat etmeyi beceren tek kedi olarak ilan ediyorum. Acaba haksızmıyım?
Gelince de kayınvalidemin evinde yeni alınmış gardrobu ve battaniyeleri farkederek daha uzun uzun kokladı. "Bunlar geçen sene yoktu" dedi.:))
Yalnız eve dönünce daha çok sevinmiş tabii, annesine "dolap kapaklarını aç çekmeceleri boşaltıp bayram yapayım" demiş. :))
Kayınvalidem de çok sevindi gidişine :P evi şartlamakla meşgul.:))
Yahu kadıncağız benim yüzümden kedi sevmez oldu, yanarım yanarım; buna yanarım.:(

23 Aralık 2007 Pazar

Kimler geldii, Kimler geçtii

Hepsi de çooook sevildi.:))

86 yılında evlendik biz. "Evin dışından" geçen köpekleri ayrı bir yazı konusu yaparım daha sonra da; "evin içinden" geçenleri anlatayım dedim bugün.
İlk olarak akvaryumumuz oldu kocaman. Oğlum 2,5 yaşındaydı; akvaryumcu abisine evde "annem, babam, ben bir de balıklar yaşıyoruz" demişti. Ve yıllar boyu onların maskotu olmuştu. Depremde dükkanını kaybeden o abisi ile gönül dostluğumuz halen devam eder.
İlk akvaryum da da en son yine japon balıkları vardı.
Çok büyüdükleri için güvendiğimiz bir yerin havuzuna yollamıştık.
Bu resimdeki akvaryum 2.cisi
ve depremdeki bizi çok üzen tek kayıplarımız.
(üzeri sadece o an için, yanındaki kuştan dolayı kapalı)
Bu balıklara yem alma işi benimdi( bütün alışverişler gibi). Eşim istediği için canlı yem de alırdım. Bir gece uyandım,uykulu gözlerle buzdolabını açtım. Benim koymadığım bir kavanoz var içerde, kapaksız. "Ne bu yahu" diye elime aldım ki, anaaa canlı yemler. Kavanozu 4.kattan aşağı bir sallamışım. Eşim sonra çok üzüldü. Ben de " gece gece ya senin üstüne atlayıp sıkı bir kavga edecektim. (Ki aniden uyanmak hiç sevmediğin bir şey, şoka uğrayacaktın) Ya hırsımı onlardan çıkaracaktım. Sen ucuz kurtuldun" dedim.



O arada çok çok çok kuş dönemi de başladı.
Bir oda onlara tahsis edilecek kadar çok. Sayıları 30-40 arası değişirdi.
Annesinden ayrılan kimi yavrular, benim omuzumda,
ensemdeki saçlarımın arasına yerleşip, büyümeye devam ettiler.:)



Hooop kaptan şoför,
ters oturmuşsun direksiyona. :)







Hıııım, annemin mutfağını
talan edeyim dedim de biraz.:)


















Seyrekte olsa annesinin bakmayı reddettiği yavrular
eşimin şefkatli eline kalırdı.
Anneleri kendi yedikten sonra,
ağızlarına kusarak onlara yedirir ya..
Yemleri ona benzer macun haline getirir, onunla beslerdi.





Bu bey ise ilk kuşumuz ve tek konuşan oğlan "Aşık"
Onu konuşturma işi doğal olarak eşimindi. Kuşta talimatları ondan aldığından, aynı onun sesi ile konuşurdu. Derdim ki eşime: "Sen işe gidiyorsun sesin evde kalıyor. Yani yine senden kurtulamıyorum." :)
O da bana: " İşe gidiyorum, yine senin gibi bir titizle uğraşıyorum. Yani bende senden kurtulamıyorum!"
İşyerinde yanındaki memur arkadaşı, sürekli ayakkabılarını dikizlermiş, yere toz, çamur filan döküyor mu diyerek.:))






Kuşların yemleri yüzünden -apartmanın sarmaşığından
tırmanan- karıncalar, balkondan kuş odasına doğru
koridor boyu çift hatlı otoban oluşturmuşlardı.
Tabi ki bu "karıncalar" resmi evin içinde çekilmedi.:))







Bu sağdaki ise, serçe yavrusu. :)
Yuvadan düştüğünü sandık ilk önce.
Ama sanırız annesi tarafından
özürlü olduğu gerekçesi ile atılmıştı.:(
Ona da aynı macun mamadan verdik tabi. Ama ilk günler kesinlikle ağzını kendi açmıyordu, eşim zorla yediriyordu. Sonra sonra ağzını açmaya ve devamında kendi yemeye de başladı. Kanatları normalden kısaydı. Çok kısa mesafe uçubiliyordu.
O ayrı bir kafeste kuşların odasında yaşıyor
diğerleri kapalıyken uçarak onların yanına gidiyordu.
Kendisinin farklı bir kuş olduğunu bilmeden
mutlululuğunu bize de çok yoğun hissettirerek bayağı yaşadı.
O bizim, hiç bir zaman kuğu olmayacak
"çirkin ördek yavrumuzdu"..)
(resimde serçe daire içinde işaretli)










Çeşitli zamanlarda alınıp, biraz büyüdükten sonra amcasının bahçeli evine yollanan civcivleeer...






Pekin ördekleri ve onun daha öncesinde
tavşaaan.... lar geldi geçti. :)
(Bilmeyenler için bilgi:
Oğlum bugün 20 yaşında)

Daha... Daha...Bu resimdeki gibi doğanın içinden gelen kurbağa

(uzun süre poz vermişti hasba),

evin içinde kaybolan su semenderi,

peygamber devesi ve benden gizli balkonda baktıkları su yılanı....

Ve en üst katta oturduğumuz için çatı ile balkon arasında yuva yapan baykuşlarımız.

Bizim oğlan 4-5 yaşlarında iken onlara bir de şiir yazmıştı.

Tabi o söyledi, biz yazıya döktük.:)
Gözleri boncuk boncuk...
Ayakları doncuk doncuk... Filan,filan aklımda bu kadar kalmış şimdi.
Gelip geçenlerden bazıları; en azından elimde resmi olanlar,bunlardı işte.
Sadece kediler olmasın,bu sevgilileri de anayım istedim. :)

Not, Not, Not:
Kocacım diyoooo ki:
Kediler sayesinde onu rahatsız eden titizliğim bayağı azalmış. Bunu kedilere borçlu imişiz. Bu yüzden çok mutluymuuş.
Aşkım yaa, bulmuşum kuzu gibi bir adam. Şunun şurasında biraz naz yapayım deduuuk.:)
Ben her zaman derim ki, Allah'ımın bana verdiği en büyük nimet sensiin.
İşte bu da resmimiz,
Suya düşmüş gölgemiz..


Bu da HAMİŞ olsun:
Ben evlenmeden önce örümcek görünce havaya sıçrayan bir salaktım. Tamam asla bir hayvanın canını acıtmadım. Hayvanlara her zaman, her fırsatta yemek verdim ama hiç elleyemezdim.Ayrıca da bu adamcağızımı bulunca herşeyini sevmiş, ama mesleğinden çokta hoşlanmamıştım.:( Çünkü ben en sevdiğim 2 şey olan ya kitapçı, ya dondurmacı bir kocam olsun isterdiim.
Sonuç olarak: Bu gün ise çoook memnunum.:)
Bir Not daha:
Saydım bu yazıda tam 15 resim var. Kendi rekorumu kırdım değil mi?.:)
Ay tamam artık sustum!
Ve kaçtım!
Patiyle kalııın.
Bu sefer de bize maşallah deyin.:)
Valla son not:
Oğlumun resimlerde görünen yüzünü kestim. Net ortamından korktum iyice çünkü. :(((

17 Aralık 2007 Pazartesi

Bayram Geldiii

Biz erken erken kutlayalım istedik.
Bayramınız bu resimdeki Lulu gibi huzur ve sevgi dolu, bu resimdeki gibi de kalabalık sofralarda geçsin inşallah.:))

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
Kurban ayet ve Hadisleri

“Rabb’in İçin Namaz Kıl, Kurban Kes!” (Kevser: 2)

“Boğazlanan Kurbanlık Hayvanların Ne Etleri Ne de Kanları Allah’a Ulaşmaz. Allah’a Ulaşacak Olan Sizin Takvânızdır.” (Hacc: 37)

“Allah’ın Âyetlerine İnanan Müminler İseniz, Üzerlerine Allah’ın İsmi Anılmış (Besmele İle Kesilmiş) Hayvanlardan Yiyin.” (En’âm: 118)

"Biz her ümmet için kurban kesmeyi meşru kıldık.” (Hacc: 34)

“Hiçbir Kul Kurban Günü, Allah Katında Kan Akıtmaktan Daha Sevimli Bir İş Yapamaz. Zira Kesilen Hayvan, Kıyamet Günü Boynuzları İle, Kıllarıyla, Tırnaklarıyla Gelecektir. Hayvanın Kanı Yere Düşmezden Önce, Allah Katında Yüce Bir Mertebeye Ulaşır. Öyle İse Onu Gönül Hoşluğu İle İfâ Edin.” (Tirmizî)

“Hali Vakti Yerinde Olup da, Kurban Kesmeyen Kimse Namazgâhımıza Yaklaşmasın.” (İbn-i Mâce)

Kurbanın Eti ve Derisi:
Vâcip olan; kurbanı kesmek ve kan akıtmaktır.
Binaenaleyh kurbanı diri olarak sadaka vermekle, vâcip olan borç ödenmiş olmaz.

Ve son söz:

"Allah ve peygamberi bir işe hüküm verdiği zaman, mümin bir erkek ile mümin bir kadın için artık o işte kendi arzularına göre seçme hakkı yoktur. Allah ve peygamberine baş kaldırıp isyan eden kimse hiç şüphesiz ki apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (Ahzab:36)

"Müminler o kimselerdir ki; Allah zikredilince kalpleri titrer, kendilerine Allah'ın ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını arttırır ve yalnız Rabblerine tevekkül ederler." (Enfal:2)
Kaynak: Hakikat Aylık İslam Dergisi

12 Aralık 2007 Çarşamba

İnşaat bitti :))

Geçen gün şu kutuyu, kağıt atık olarak atmak için kapının önüne koydum. Biraz sonra kapıyı açtığımda ise bu manzarayla karşılaştım. :))
İçindekiler: Çitlembik, Boncuk, Kibarcık (Zortakal) ve şu bizim Duman .
-----------------------------
Hani profilimde yazıyor ya:
"Tamam kabul, saçmaladım. Sayfamı aldım taşıdım Wordpresse, iyi halt yedim. Şimdi geri dönmek zorunda kaldık hep birlikte. Ama resimler açılmaz oldu, yorumlar ve linkler yerine konamadı -henüz-. O yorumlar benim için yazılarımdan daha kıymetli.Akılsız başın cezasını ellerim çekecek,hepsini düzeltecek ilk fırsatta. İnşaat süresince çevreye verdiğmiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriiiz."
Heh işte o inşaaat nihayet bitti. Ne çok resim varmış meğer, hepsini buldum tekrar, yükledim ve yorumları yerine koydum..
Sayfayı da bütün yazılar görünür halde yeniden düzenledim.

NOT:Bloger'ın kendine has kolaylığı " içe aktar, dışa aktar" olayının işe yaramamasının sebebi sanırım sadece wordpressin kapalı olması değilmiş galiba.

En büyük etken, bizim külüstür pc ve internet explorer kullanmammış. Bunu çok sonra anladım maaleseeef.

(Yass'cım aşağı doğru bütün sayfaya bak,istemediğin kadar resim dolu. Mesela beğeneceğini umduklarımdan biri de şu :))

Aslında bunu sormak istiyorum sizlere, sayfa da tek bir yazımı gözüksün derli doplu?
Yoksa bütün yazıların göründüğü arşivle uğraşmayı gerektirmiyecek bu sistem mi olsun?
Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim.

Bu arada farkettimki; geçmişte Lulu'yla ilgili bir yazıya Fosforlu Ce.vriye adını koymuştum. Aylardır bu sayfaya google'dan hep Cev.riye aramasıyla gelenler hep ilk sıradaydı.
Hiiç kafa yormadım ki, insanlar bu başlık altında ne arar? :(
Erkek bakış açısını da ben düşünmemişim meğer. Bir düşünsenize adam gelmiş; açılmayan bir resmin altında
"Heeeyyt Lulu hatundaki fosforik cazibeye bir bakın hele." yazıyor.
O hayal! kırıklığı! ile anonim biri nasıl adi bir küfür yazmış,en rezilinden.. Taa 22 Kasımda, ara verdiğim dönemde son yorumlar köşesini kaldırdığım için yeni gördüm.

Bakın Lulu bile çok utandııı. :))



Sağdakinde de "yok canım ben o küfürün anlamını ne bileyim? Ben göbeeeeeeğimiii açar yatarım. Sen git kendine yeni çamaşır sepeti al diyor.:)))

Neyse, ben yine de tedbir olarak o yazının başlığını değiştirdim.
Patiyle kalın, ve lütfen maşallahları unutmayıın.:))

05 Aralık 2007 Çarşamba

Kara kediler,güzel kediler



Bizim karaoğlan Çitlembik (6mayıs doğumlu,Maydanoz'umun çocuğu)
bir gün babası ile dolaşmaya çıkmış.
Pazarın kurulduğu bir gün imiş ve 2 kadın bir duvara oturmuş lak lak yapıyorlarmış. Bu sevgi böcüğü neşeli neşeli onların arasına hoplayıverince, kadınlar "tü,tü, tüü "diye fırlamışlaaar.
Baba çok üzülmüş, eve gelip anneye "benim kedime pis muamelesi yaptılar. Çok gücüme gitti. Arkalarındaki araba tam o sırada kalkınca, Ejder onları görüp bir havladı. Ödleri koptu, oooh oldu" demiş.



Komşunun köpeği doberman Ejder.
Bizim Lulu cadısı gidip bunun önünden yemeğini çalıyormuş.
Pis tok evin aç kedisi işte nolceeek?


Büyük filozof! anne demiş kiiii:
"Aa onlar pis kedi diye yapmamışlardır. onlar karakedi olduğu için fırlamışlardır.
(üstelik o pırıl pırıl, tüyleri kadife gibi olan bir yavrudur.)
Bir de bak tam deyim yerine gelmiş. Bizim pisicik bunların aralarına sıçramıış. "
Nolmuuuş: "aralarına karakedi girmiş" Pöööh!
Uğursuzluk sizin beyninizde cadı kadınlar!

Baba şaşırmış: "Kadınların bakış açısı ne kadar farklıı, benim hiç aklıma bile gelmemişti" demiş..
Eee ne buyurmuş atalar: "Erkekler marstan, kadınlar Dünya'dan yok yok Venüsten.:))

-------------------------------------
Bir de bu küçük karaoğlan var.(2 ağustos doğumlu)
Alt videodaki "boncuk gözlerini göster" dediğim oğlan.
Bakkalın kedisi Nazlı bol bol doğurup
sonrasında sahip çıkmamıış.
Hastaları ölmüüüş..
İyiler pazarın kurulduğu günler ikişer, ikişer kaybolmuşlar.
Bir tek bu kalmış.
Buncağızı da diye ben aldım.
(Anneyi de Maydanoz'la aynı gün ameliyat ettirdik.)
İshaldi, yürümeye bile mecali yoktu geldiğinde.
Şimdi canavar gibi maşallah.
Bahçede pek kucağıma gelme huyu yoksa da
bu pencereden bakan kadını annesi sanıyor. :)
Bir tırmanıyor boynuma, o minicik bedenin neresinden çıktığı meçhul kocamaan gıııır gııır sesi odayı dolduruyor..:))
----------------------------
Bir de yeni 20 gündür filan bir karaçocuk daha var. Henüz cinsiyetini bilmiyorum.
Çitlembikle boyu kilosu aynı. İlk bakışta bizimkinin kolyesinden ayırdediyorum .
Ama doğal olarak Çitlembiğin sıcaklığı, yakınlığı, maskaralığı var, onun ise hemen kaçması.
O kadar aç kalmış ki, çok vahşi idi bu yüzden. Nihayet yeni yeni alışıp güveniyor. "Yemeği kapıp kaçmam gerekmiyor, bu kadın veriyor" diye öğreniyor. Bana kuyruğunu dikmeye başladı bile..))

Not:Çitlembiğin kolyesi, sadece kolyedir. Nazardan koruma amaçlı değildir. Çünkü güzel dinimiz, nazar boncuğunun korumasına inanmayı şirk olarak tanımlar. Ve zaten o resimdekini de kaybetti. Şimdi başka bir takısı var. :)
Patiyle kalııın ve maşallahları unutmayın lütfen :)

30 Kasım 2007 Cuma

Desteğiniz için hepinize çok çok teşekkür ederim :)

Dedim ki bir yazı yazayım... Kucağımda da bu dansları yapan Boynubükük bey koymadı.
Bende fotoroman yayını yapayım o halde.. :)
----------------------
KOĞUŞ HAVALANDIRMASI :)

GÖRÜŞ GÜNÜ :)

HIMM, NE YEMEK GETİRDİ ACABA? EYVAH! KÜÇÜK MAYDANOZ FİRAR EDİYOR!

KOĞUŞ AĞASI ŞAŞKIN. :)

---------------
Bu da 15 kasım günü,günler süren yağmurlardan sonra bahçede güneşin çoşkusu.:)
Güneş ve hazan yapraklarından pisicikler biraz zor görünüyor.
Ben bol bol konuşmuşum. Hiçbir pisi kendisine seslenmeme bakmamış.:(
Sonra birileri geldi,çekimi bıraktım..İşte öyle bir şey.

11 Ekim 2007 Perşembe

Bayram Tebriği....

Efendiiiim Maydanoz hanım stili bir emzirme fotoğrafı ile bayram tebriği yapalım istedim.
Kendisi bana dedi ki "Ne varAllah Allah yahu! Böyle hem etrafı kolaçan ediyorum. Belki Lulu gelir, çocuklarımı çalar!" Yaa, ben anlamamışım meğer..))
-----------------------------
Bu da ayrı yazı konusu olacaktı olamadı. Beraber yazıverelim. Bakın bizim bütün çocuklar hamarat. Biberonlarını kendileri tutuyorlar. :)
Bu oğlumuz yıllar önce tabiii, söylemem gerek yok di mii? Hem de uyuyor bir yandan..Bu da Wicky bey ilk geldiği günler....
Onlar mı becerikli, yoksa biz mi tembeliz?????
Maşallah,maşallah demeyi unutmadınız değil mi?

01 Ekim 2007 Pazartesi

Peki, Peki, Peki.:))

video



Ülker Peki :)
Eeen sevdiğim aburcubur olduğunu bütün yakın çevrem ve market(ler) çalışanları iyi bilir.:)
Peki, ben bu Peki'leri "haam" yapıp yutmaz mıyım? Yutarım.:))


[Lütfen maşallah demeyi unutmayın ve şu yandaki su başında duran kedi de bizim Zıpzıp. Sokak kedisi olmadığını kimseye söylemeyin,olur mu? :)]

12 Eylül 2007 Çarşamba

Ramazan Tebriği. :))

Maydanoz'un bebeler.Maşallah.Maşallah.Maşallah.:)))

"Hepimiz Mübarek Ramazan ayınızın hayırlarla dolu geçmesini dileriz. Annanemizin ve herkesin affolunan kullar arasına dahil olması için duacıyız." (Dedi pisicikler)

01 Eylül 2007 Cumartesi

çok çok üzgünüm.



artık yoklar.........

26 Ağustos 2007 Pazar

Bekçi bunlar. :)

Şu bannerda, koltukta uyuyan tatlışlarım var ya. Üstteki Boynubükük "derviş", alttaki ise Roka.
Edit: Banner sık sık değiştiriyorum ya, şu anda o resim yok.:))
Boynubükük 8 nisan 2006 doğumlu
(bir gün de onun hikayesini yazmak istiyorum aslında)
Roka ise geçen Ramazan da yağmurlu bir akşam bahçeye geldi. Tahminen bir aylık, insana alışık kedi bilmez olarak..


Maşallah,maşallah.:)
Artık biri 1,5 yaşında; biri 1 yaşında adamlar olarak ne yapıyorlar biliyormusunuz?
Biz ya da ben evden çıkınca, bir kedi için bayağı mesafe olacak bir noktaya kadar peşimizden geliyorlar.
Ve biz eve dönene kadar aynı nokta da bekliyorlar.
Ya ikisi birden ya da biri. Artık ben evden çıkarken hangisi bahçe de ise..
Ben bunu farkedene kadar birkaç sefer geçti yanlız.:(
Hep genelde farklı taraftan eve dönmemiz icap ediyor.(arabaya binilen ve inilen yer farklı oluyor mesela)
Bütün yollar Roma'ya değil, bizim eve çıkıyor. Yön çok yani. :)))
Tabi ki artık kesinlikle aynı yerden geliyorum ki, çocuklarım orada ağaç olmasın.:))
Eşime söyledim inanmadı ilk önce. "Bunlar kedi, köpek değil" dedi.
Ama gözüyle görünce inandı tabi.:))
-------------------------------------------------
Bu resim ise Maydanoz'un yavruların doğduğu gün.:)
Sonra altlarındaki gazete kalktı doğal olarak.
Artık 15 günlük oldular,gözleri açıldı. Ama loş bir yerde oldukları için flaşla yeni resim çekmedim. :))

19 Ağustos 2007 Pazar

Tilkinin dönüp geleceği....


Döndük, başka boyuttan açılan ayna kapıdan geçerek. :P
Benim sadece elim geçti,yazmak için bir tek elim lazım doğal olarak. :)

Eşime dedim ki "Paticikleri taşıdığım wordpress kapatılmış."
O da " aa kedileri onunla niye taşıyorsun? Ben sana kutu alalım demiştim" dediiii.
"hahah çok komik, ben de bunu yazmazsam görürsün" dedim ve yazdım.:))
Eeee "Ben bilmem,kocam bilir"
Bu atasözü de! bu sayfaya yakışır, çünkü o bir veteriner.:)

Not: Not: Not:
Maydanoz pazar günü üç tane doğurdu. :)
2. Not:
En kısa zamanda yorumları da yükleyeceğim. :)
3. Not:
Buradan taşınıp sadece adresi gösterdiğim günler,meğer anonim yorumlara kapalı bırakmışım.Özür dilerim.

Bu Bir Canlı yayın.:)


Bu ufaklığı biraz önce buldum.Yan bahçenin resimde görünen köpeği kesik kesik havlıyordu. Eşim daha önce köpeklerin kedi görünce öyle havladığını söylemişti.
Amaniiin benim bebelerden biri o tarafa mı geçti diye fırladım. Maalesef o kadar küçük yerden -telin normal deliğinden bile- geçebiliyorlar ki



Bu köpek geçen sene Boynu büküğün kız kardeşini 3-4 aylıkken öldürmüştü. Kızımız da çok dik başlı korkusuzdu, kaçmayıp ona kafa tuttuğu kesindi. O da köpekliğini yapacaktı doğal olarak.

Maalesef :((((


İşte yine koştum ki, aay bu miniği yemeye çalışıyor. Kendileri evde yoklar, bahçe kapıları kilitli. Koca totom ise duvarı aşamıyor. Allah'ım nasıl bağırıyorum, "Zeytin dur, Zeytin" benimkiler korktu koşuşturmamdan. Yer döşemeciler uzun bir döşeme parçasını bırakmışlar evde duruyordu ne zamandır. Eve koşup onu kaptım, Zeytin'i itip kovaladım. Bunu da çağırdım, geldi kapıya.
OOh çok şükür. Burnunun üstü biraz zarar görmüş, başka da bir şeyi yok.
Sabahleyin de bakkaldan gelirken anne bir sarman görmüştüm.. Ona "benim hiç Sarmanım yok biliyormusun?" demiştim.. Kesin onun yavrusu, büütn çevreyi aradım, o anneyi bulayım diye. Bunun kardeşleri vardır,yuva yakındır filan ama henüz bulamadım.

Acıkmııış, eh bahçe anne dolu iken benim biberonla uğraşmam ayıp dimi? :)))
Lulu hanımı zor ikna ettim. Maydanoz ve Julia artık emzirmiyor. Zıpzıp'la da uğraşmadım. Lulu'ma "Gel benim prensesim, sen emzir sana özel tavuk vereceğim" dedim. :))
(Ama iş sonunda bize kaldı, çok fena ısırıyor diye kaçtı çoğunca Lulu.Neyseki katı yemek yiyebiliyor.)

Pek gönülsüz durdu ama neyse emdi. Tuvaletini de yaptırdım. Şimdi evde uyuyor.

Bu arada yaz gelince kirpimiz geri geldi tabiii.
"Hala kış uykusu uyumayacağım ya teyze" dedi bana. :))
Bahçede kalan tavuk artıklarını da o temizliyor geceleri. :))

Yaşasıın (yok erken sevinmişim)


( Bu yazının asıl tarihi 20 Temmuz 2007)
EDİT: Erken sevinmişim evet.
bu yazı geçersiz kaldı maalesef.

O gün bahçede yavruya pire ilacı
dökmüştük.

Bir süre bekledik, ondan sonra gittiler.
Ama hayvanı götürüp hemen yıkatıp,
tırnaklarını kestireceklerini bilmiyordum. Bana bunların bir kaç gün sonra yapılacağını söylemişlerdi.
Ama bebişim bütün şokları aynı gün yaşayınca
1. gece hiç bir şey yememiş.
2. gece ise uyumamış. Geri getirdiler.
Ve maalesef Maydanoz o zamandan beri hepsine hırlıyor.:(
Gerçi 2,5 aylık olmuşlardı. Ama emmeleri gerekmese de emziriyordu. Neyseki kardeşler yine birbirine sarılıp yatıyor.
Onlar başka yeni doğacak yavruyu çok küçükken alalım diye istediler. Ama eşim Kedinin duygularını ön plana almadıkları için onlara 2. bir kedi vermeyi istemiyor.
Resim: Tek olan Gümüş. İki kedi olan ise Tekir kardeşi ile. Ona da siz isim bulurmusunuz?
( 3. kardeş karaoğlan eski yazı bölümünde.)
---------------------------------------------------------------------------
Maydanoz'umun gri oğlu, maşallah..)
Artık bir evi ve Fulya ablası var.:)
Boncukcum sen sordun onu ev buldu. Senden ricam, Karaoğlan hariç hepsini tek tek sorarmısın lütfen? Uğurlu geldin çünkü.:)
Evveli gün konuştuk,ona bayıldı Fulya kızım.Adını bir ihtimal Gümüş koyacaklarmış.Hemen gidip ona yatak,taşıma çantası filan ne gerekli ise hepsini almış,hazırlamış. Dün akşam üzeri gelip aldı.Ahbapları veterinere görürüp yıkatmış,tırnaklarını kestirmiş.Temiz temiz eve gitmiş.Demin telefonda konuştuk. Güzel uyumuş ama pek yemek yememiş. Ee annesinden ve kardeşlerinden ayrıldı.:(
Ben "başka kedi isteyen kimse varsa bana yollayın" dedim bir ara. Fulya'nın annesi "yok yollamayalım,siz çok evham yapıyorsunuz" dedi.:)

İyice sorguladım ya, sokağa atmayacaklarına emin olmak için.:)

Yan komşumun ahbabı ve bize de yakın oturuyorlarmış. Fulya onun köpeğini sevmek için uğramış,bahçede yavruları görmüş.Meğer aylardır yavru kedi arıyorlarmış. Daha minik biberonla besleyebileceği yavru istiyormuş ama ben de "bunların anneleri var, niye daha minikken ayırayım kıyamam" dedim. Üstelik Maydanoz Hıdırellez sabahı doğurdu, ne güzel değil mi? Maydanoz'u Fulya'nın kucağına verdim biraz, annesi koksun diye. Maydanoz'da ne sever! ya yabancının kucağına gitmeyi.:(

Hıım bir de Julia'nın beyazını dişcime götüreceğim, sabırsızlıkla bekliyor.Sanırım hafta sonu götürürüm.Yani çok şükür 2 tanesi ev buldu.:)
Karaoğlan ise bizim maskotumuz olarak kalacak.:) Bakınca sadece iki boncuğu gözüken ama miyavladığında pembecik bir pencere açılan bir maskot.:)(Maşallah,maşallah)

Çok oyuncu değil ama.Sakin bir pisi,yanlız yemek yerken canavarlaşıyor.:P

Kendi yediğinin haricindeki tavuklara da patisini basıp; hem yiyor hem hırlıyor diğerlerine. Tamam hepinizin yerine mıncıklarım ben onuu






Maydanoz hanım birinde pencere içinde, birinde bahçede bana yan bakış atarak emziriyor.(Maşallah,maşallah)

Maşallah,Maşallah,Maşallah

( Bu yazının asıl tarihi:14 Temmuz 2007)

Çekiyorken makinenin pili bitti.Ama 1,5 dakikası bile büyük keyif. Lulu'nun cadılar.:) Biri hiç tınmadan mama yemeye devam ediyor.Kola şişesine nasıl gard aldıklarına da dikkatinizi çekerim.:)
Maşallaaaaaaaaaah.:)


Bunlar da Julia'nınkiler. :)


(maaaaşallah)


Dün sabah bir çocuk sesi ile yerimden fırladım. Bir heyecanla "aaal al onu,o beyazı al al!" diyor.
Nasıl koştum pencereye. Baktım adamın biri kucağına da alamıyor ufacık şeyi, küçük bir leğen bulmuş otların arasından mı ne; onun içine bu Julia'nın beyazını duvardan alıp ta koyacak. Eee nereye götürecek?
Neymiş efendim,çocuk annesine göstermek istemişmişmişmiş.Kucağına bile alamıyan, sonra onu yerine geri getirir mi? Hiç sanmam.
Tabi bu ayrıntıyı camı yumruklayıp "onun annesi var, ayrıca benim kedim o, hoops" diye bağırınca öğrendim. Toz olup gittiler.
Ya bu beyaz yavrular için bir de böyle bir tehlike var. Geçen sene Lulu'nun beyaz yavrusu çalınmıştı.Hayır alıp sahiplenseler, sadece oynayıp bir yere bırakmak için.:(

Artık olmayan kayıp köpeğimiz hala bekçilik yapıyor aslında kedilerimize. Kulübesi yerinde duruyor ya, çocuklar onu orada zannedip (hav sesleri yan bahçeden halbuki) gelemiyorlar. Ama dışarıdan yapacaklarından da geri kalmıyorlar. Daha önceki günde iki tanesi benim bahçe duvarına bira şişesi sallayıp kırıyordu. Çıktım topladım kırıkları paticiklerine batmasın diye. Ama bile bile yapıyorlardı maalesef. Yakaladığıma yavrular annesinden ayırmanın günah olduğunu filan anlatıyorum da.....

Allah'ım, nolur bu insanların içine biraz merhamet diliyorum. Ya da yüreklerine korku. :(
Neyse.... bu hamak beni tartar değil mi?
Çook canım çekti de.
Resim bahçenin derinliklerinden.
Duyan da bizim bahçeyi bir dönüm sanacak. :)

EDİT:BU hamak ,tahminen 75 cm. uzunluğunda örümcek ağıdır.:)

NOt: Bu videoyu her girişte ben de izliyorum ya.:) Bir şey farkettim, Bjk'li pisi oynarken birden durup su içiyor, beyaz pisi anında onu rahat bırakıyor.:) Yemek yiyene zaten ikisi de kesinlikle hiç sataşmıyorlar. Hani atalarımız "su içene yılan bile dokunmaz" derler ya, pisilerde dokunmuyormuş demek. :)
2.Not:Biliyorsunuz taşınma sonrasında daha önce yazılan ve kaydettiğim yorumları tekrar kendim yükledim. Bu yüzden yorumlarda arkadaşların linkine tıklanamıyor. Ama hepsinin linkini sayfamın yan tarafında bulabilirsiniz.:))

Rokam (ona da maşallah)

( Bu resmin asıl tarihi: 8 Temmuz 2007)
(resimde Roka eşimin kucağında uyuyor)

Çok gergin geçen bir haftanın son günü; problemler çözüldü. Rahatladım ve tuğla kalınlığındaki pazar gazetesi keyfime koltukta uzanıp başladım. Normalde bunu hep kahvaltı sonrası sandalye üzerinde yapardım. Benim uzanmamı fırsat bilen Roka bey, koştu geldi. Üstüme yatarak kafasını bütün ağırlığı ile çeneme dayadı. Başladı o dünyada en sevdiğim ses mutlu kedi gııır,mııırına. :)

Allah'ım ne etmeli, ben bu anın resim fırsatını kaçıramam da. Kımıldayamam ki. Oğlum odasına kapanmış, seslensem çenem hareket eder, bu da kalkar. Telefonum elimin altında değil ki çaldırayım.
Aay ay neyse oğlum çıktı mutfağa gitti. :)
Hemen fısıltı ile:
"Annneem, gel gel"
"Efendim"
"Gel bizim resmimizi çek lütfen."
Ve çok şükür poz kaçmaz, resim çekilir.:) Amaa buraya konamaaz, diğeri gibi. Bu resimler hep Roka ile oluyor nedense.:)
Herşeyden öte başım açık. :P
Bıraktım gazeteleri tabii. Hiç öğle uykusunu sevmem. Çünkü bir daha kendime gelemem. Ama o gün Roka'cım ile sıcacık, tatlı yarı uyur yarı uaynık 2-3 saat geçirdik. Yarı uyur diyorum, çünkü o sesi sürekli duydum. Gııır mııır.:)
( en öndeki Roka,ortada Boynubükük, sondaki Y.B.)
EDİT:kuyruğunun nereden itibaren hissiz olduğu belli bu resimde.

Bu anı bir-iki ay öncesinden. Çok şükür ki geçirdiği kazanın
rahatsızlık veren arazları kalmamıştır artık. Sadece kuyruğunun vücuduna yakın 3 parmaklık kısmını kaldırabiliyor , gerisi felçli. Başlangıçta bu tuvalette sorun yaratıyordu. O bölümü kesmeyi düşünüyorduk. Ama o da kalmadığı için, görüntüsünü çirkinleştirmeyeceğiz güzelimin. Artık büyüyen Roka bey kız peşine düştüğünden seyrek uğrar oldu malikanemize.:(-Biraz uzak- karşı apartmanın bahçesinden çıkmaz oldu. Günde bir kere akşam yemeğe gelir. Çok sevildiğini bilmemin şımarıklığı ile içeri dalar,yemeğini yer. (Çünkü illa biraz geç gelir, diğerleri yemiştir tavuklarını) ...................

Diye yazdım, taslağa attım bu yazıyı geçen hafta.Sonra ne mi oldu?

Roka'cım geri dönüp, gıııır mıııır yine benden ayrılmaz olduuu... :)
bu da benim kediler için tavuk pişirme tencerem.:)



Çok sonra ek:

Roka'nın durumunu bir kaç ay önce şurada biraz anlatmışım. 2 blogum konu itibari ile bayağı karışmış birbirine. Konu bütünlüğü açısından biraz daha düzenleyip, buraya da alıyorum:

Roka kedim bir kaza geçirmiş sanırım. Bir gece yemeğe gelmeyince bahçenin arka tarafının ışığını yakarak onu aradım. Kameriyedeki masanın altına dip köşeye çekilmiş: "Gel annem" dedim. Beni görmekten dolayı yüzünde oluşan mutluluğu hala gözlerimin önünde.

Ama çok yavaş hareket ediyor, ben oraya giremiyorum. İkimizinde gayretlerin sonucunda uzanıp gelebildiği noktadan aldım bunu. İsabet ki sadece ön patilerinden tutmuşum. Arka taraf çok belirgin bir yara yok ama çamur içinde. Hemen eve getirdim, kocaman bir kutuyu naylonla kaplayıp içine yatırdık. Çamurlarını temizlemekle uğraşıp ona acı çektirmedik, ağrı kesisi iğne yaptık o gece sadece. Hiç gözü yemek filan görmeden uykuya daldı.

Ne olduğunu da tam anlayamadık ama bir kaç gün arka patilerine basamadı. Hep kutuda yattı. Darbeyi esas beline yemiş.
Çişini tutamıyor,kakasını yapamıyor. İğnelerden sonra bayağı ayağa kaktı. Kakasını yapmak için ille dışarı çıkmak istiyor.
Bir kaç tane yer kazıp uğraşıyor filan. Ama tek başına çıkaramıyorum. Artık çok yavaş hareket ettiği için arabalardan kaçamaz diye başında bekliyorum.
Evde de artık kutu istemiyor. Bir köşeye kalın battaniye koydum. Üstüne yatırıyorum.
O hali ile kucağımda uyumak istiyor. Kalın bir şeye sarıp alıyorum ne yapayım?
Evet beni kimse artık tanıyamıyor.
Manyak huylu titiz karı nereye gitti, nelere katlanıyor diye deli muamalesi yapıyorlar. :P
Ama demin kızdım artık. O ki kedilerin en akıllısı idi, defalarca "koltuk yok" dedim.
Çıkmış, çişi damlamış kızmama çok üzüldü, bende üzüldüm. Şimdi kucak istedi, gidip onu biraz kucağımda yatıracağım.
Sonra onu kapalı balkonda battaniyesinde bırakıp, kursa gideceğim.

Sevince Esnerler :)

( Bu yazının asıl tarihi:29 Haziran 2007)


Yazacak konu çok. Ama sıcak rehaveti bastı. Size de geçirelim..:)
Esne Maydanozum, bebelerin emerken...:)(resim 30 mayıs.maşallah maşallah)

Esne Lulu'cum. keyif senin.(resim 22 haziran. maşallah maşallah)

Esne Boynubüküğüm bu işi en iyi sen beceriyorsun. (resim:27 mayıs)
burada da güzelsin.:) maşallah maşallah.

Y.B. :( resim 29 Mayıs :(

hoşgeldi :)

( Bu yazının asıl tarihi:23 Haziran 2007)

Bahçede yeni bir konuk var.
Yoksa kalıcı ikamet mi demem lazımdı?.
Bir bızdık. 1,5- 2 aylık olduğunu tahmin ediyorum.
Birisi atmışta olabilir. Ama insana alışık değil.
Geleli bir hafta olmasına rağmen benden hala kaçıyor.
Ama koca erkek kedilerin önünden tavuk kapıp kaçmayı da biliyor,beceriyor yani.
Julia'nın karabebeği ile iyi arkadaş oldu..)
En ilginci artık tamamen bahçede yaşıyan
(yani depo bodrumdan çıktılar)
Julia ve Zıpzıp ailesine katılması.
Onu da emziriyorlar.:)
Yavruları dörtlemiş oldular anlayacağınız.
Maydanoz hanım ise, pek sert bir anne.
Çocukları dışarı çıkmak isteyince dövdü resmen ilk günlerde.
En tombalak bakımlı yavrular (maşallah maşallah)onlar.Ama ancak bordumun merdivenine çıkıyor, sonra içeri kaçıyorlar. Biraz yabaniler kısaca.


Yaman Benek ilk defa dün gece dışarıda yattı. Artık hep orada en sevdiği ağacın altında uyuyacak.:(

Ne güzel, ne güzel.:)

( Bu yazının asıl tarihi: 12 Haziran 2007)

Resim: Medine, Peygamber efendimiz(s.a.v) in Ravza-ı mutahharası
Bunu paylaşmadan edemedim. Benim burada linklerimde Kubiş kızım var ya. Onun annesi,teyzesi,dedesi filan umreye gittiler yeni. Teyzesinin blogu var( ve evinde Vuu adlı bir siyam kedisi var) "Biz gidiyoruz" diye yazmış. Bende oraya şu yorumları bırakmıştım.
"Hayırlısı ile dönün ve inşallah beni de dualarınızda unutmamış olun.:)"
bu da döndüklerinde:
"hoşgeldiniiz.:)"
Bana yazdığı cevap beni mestetti. Hepinizle paylaşayım bunu dedim. Tek kelime ile bayıldım. Buyurun okuyun.:)
"Paticikler:Ya orda kedı gordukce sen aklımıza geldın hatta bi kac kedıyede selam ve dua bıraktım bunlarıda sonra anlatırım ALLAH razı olsun .aaaa ıkı kere yazmıssınız salıha hanım hosbulduk tekrardan"

Teşekkür ederim Sema hanıımcıım.:)

Çok şükür

(Bu yazının asıl tarihi:8 Haziran 2007)

Bu resim bu sabaha ait.:)
Yemek yiyor artık. Hem de ben didelemeyim tavuğu, kendi uğraşsın istiyor.(yanlız tuvalet konusunda sorunu devam ediyor.) Yakında inşallah koşturup yine oynama videolarını da koyarım. Henüz o kadarına hali yok.

Ben de eski resimlerinden koyuyorum.
Bu resim 25 nisan tarihli.Daha kardeşleri doğmadan önce, anne ve Boynubükük abisi ile mutlu mesut yaşarken, tamamen dışarıda kaldı, nasıl depresyona girmesin değil mi?Ama artık hayat daha sakin buralarda çok şükür. Lulu hanım pencereden giren güneşi tehlikeli addedip, tülümü pençeliyor.Bir sağlam o kalmıştı ya, olmaz yani... Neyse güneş kaçtı,yağmur yağdı.Maydanoz yeniden evlenerek muradına erdi.:(


Oğlumdan fırsat bulursam yazacak bir dolu konum var. :(

Bu resimde Yaman Benek nerede?

Önde oturup Boynu bükük,
diğerini bulurmusunuz? :)
Resim.12 Mayıs 2007

Dua bekliyoruz.:(

( Bu yazının asıl tarihi:5 Haziran 2007)
Dua istiyoruz, çünkü Yaman Benek çok hasta. Alt yazıdaki yeşil peluşta; Lulu'nun 2 günlük yavrularının resmini çektiğimiz gündü. (27 mayıs) Lulu birden yerinden kalktı, çok kesin ve kararlı adımlarla ( ki arada yapar bunu, ürkütür beni. Bu nereye gidiyor diye şaşkın izlerim) Yaman Beneğin yanına geldi. Onu yaladı ve emzirdi. Doğumdan sonraki 2 gün boyunca ikisi de, birbirlerine yanaşmamışlardı.

Biz de sevindik. "Onunla da ilgileniyor, ne muhteşem anne" dedik. Meğer hasta oluyormuş bizim ufaklık, onu hissetmiş. Ateşlendi. Ve özellikle boğazını ve karnını hep yaladı. Ama kusma ya da öksürük filan yok.

Onu takip eden günler boyunca bunu hep tekrar etti. Gece bile 3 sefer gelip gelip emzirdi. Fakat dünden beri artık emzirmiyor.

Ben annesinin doğumundan sonra depresyona girdiğini düşünüyorum. Eşim de artık katıldı bu fikrime. Tedavi için epey uğraştı ama bir cevap alamadık maalesef. Durum ciddi. Sadece çok az süt içiyor kaptan. Biraz da su. Arada bahçeye çıkmak istiyor,gidiyor güneşe sıcağa, toprağa yatıyor. Biraz sonra da içeri girmek istiyor. Evde de bana yakın, ya da omuzumda yatıyor.

Artık vücut ısısı çok düştü. Yerinden kalkınca bağırıyor, tuvalete giderken bağırıyor, tavuğunu yiyemiyor bağırıyor. Bugün hep sarılıp ağladım "ne oluur gitme" diye.

Lütfen çok dua edin. Gözlerin de ki şu acı dolu bakışa dayanamıyorum.
Not: Bu akşam ise Lulu, diğer bebekleri koltuğun üstüne onun yanına taşıdı.Bu kız bizi şaşırtmaktan hiç vazgeçmiyecek. Diğer bütün kızları "anneliği tattılar tamam artık" diye kısırlaştırabilirim. Ama bunu sanırım Lulu'ya yapamayacağım.

İşte geldik,burdayız.:)

(Bu yazının asıl tarihi:30 Mayıs 2007)

Bebelerin raporunu verelim artık değil mi? :)
Bunlar Maydanoz hanımın çocukları.
Tosuncuk gibi maşallah.
Kızım güzel bakıyor bebelerine.:)
Bir de evlenmek istiyorum demese arada.
Tam olacak. :(


Ama Julia cephesinde işler aynı değil. Bir kere maalesef Julia tekrar evlendi.
Daha önce dediğim gibi Julia ve Zıpzıp iki kardeş olarak çocukları beraber emziriyorlar. Ama bu iki anne, nedense hiç bir kedi de görmediğim şekilde pasaklı kızlardır. Yavruları da yeteri kadar temizlemiyorlar herhalde. Bebelerin gözleri sürekli akmaktan ve oluşan çapaktan açılamamış vaziyette.

Halbuki bu bebeler Maydanoz'unkilerden sadece bir gün sonra doğdu. Her gün bir kaç kere eve alıp,gözlerini ilk önce temizliyor,sonra ilaç damlatıyoruz.Bu resimde ilaçlama sonrası kuruması için beklerken. Anneleri belki ilacı yalayıp etkisini yok ederler diye. Bir sonraki sefere kadar gözler yine kapanıyor. :(
EDİT: Bu yazının ertesi sabahı gözleri açıldı bebelerin. Tedaviye cevap verdiler yani. :)

Sıra geldi Lulu'nun 25 Mayıs cuma günü doğan yeni bebelerine.:)



Bu resimler pazar günü çekildi.
İki günlükler yani.:)

Ve yine Lulu Hanım

sokaktan gelen her sesi tehlike zannediyor. :(



Bu resim ise ... ah aah. Tam doğum sonrası yorgun düşüp yatan kızm Lulu'cum. Daha örtüsünü filan değiştirmeden yani.İnsanın içi dayanmıyor değil mi?
Ön planda ise olanlara akıl erdiremeyerek uyuyakalan Yaman Benek.:)
Ya Lulu -son-u yerken filan, benim içim kalktı. Koyayım mı videosunu,hı? :P

Mışıl mışıl

(Bu yazının asıl tarihi:19 Mayıs 2007)



Ben Yaman Benek beyin, babasının kucağındaki deriiiin uyku pozlarını koyayım istediim. :) Ne yapayım dayanamadııım..:)



Ya bu Kleopatra yatışına ne demeli? :)

ANNANE OLDUUUM. :)

( Bu yazının asıl tarihi:6 Mayıs 2007)

Evet annane oldum, hıdırellez sabahı. Kızım sabah namazı vakti "maaav" dedi,kutusu hazırdı. Ben okşamadan girmedi. Yanına oturdum, karanlık severler diye ışığı da söndürdüm. Sıkıntı dualarını okudum, bir sorun çıkmasın diye. O kafası eğik vaziyette, ben bir şey görmüyorum. Bir "mevw" sesi oldu. Çok şükür, çok zayıf olduğu için korkuyordum ama bir saat içinde 3 yavrusu da doğmuştu. :)


Bu resimleride bir gün önce çekmiştim. hamile Maydanoz hatırası :)
Sonrası güzel gelmedi. :( Bizden hiç kıskanmadığı yavrularını evde olan diğer pisiler den -ki onlara aylardır alışmadı, arkadaş olmadı maalesef- müthiş kıskandı doğal olarak. Ama Lulu'nun yaptığı gibi bir kovalayıp bırakmadı. Sanki yabancı bir düşmanla karşılaşmış gibi öldürmek için -inanın bu şaka değil, o anda yüzünü görseniz, rüyanızda bile korkardınız- saldırdı. Biz korumak için kucağımıza aldığımızda, bizde sıkı pençeler yedik. Bu anlatılmaz yaşanır, zavallıcıkları onun patisinden Allah kurtardı, başka birşey değil. Hele ufaklık Yaman Beneğe bir şey olmasın diye evin içinde sürekli bir saklambaç oynanmaya başlandı. Oğlum resti çekti "ben dayıma taşınacağım" diye.
Velhasıl ev bir cehenneme döndü. Mecburen Maydanoz'u bodruma taşıdık. Bunun üzüntüsünden günlerdir bu haberi buraya yazamadım. Bebekleri, maması, suyu ve tuvaleti ile ona orada bir yuva oluşturduk. Penceresi var, ışığı da var. Zaten günde 2-3 sefer çıkarıyorum, geziyor. Seviyorum, seviyoruz. Ama o hiç kir bilmeyen kızımın beyaz tüyleri azcık kömür karası oldu. :(
(Ama artık kendini temizledi ve kömür tarafına geçmiyor)

Şimdi dışarı çıkınca hiçbirine öyle delice saldırmıyor, sadece kovalıyor. Çünkü bahçeyi kendi alanı saymıyor. Dolaşsın diye kapısını açık bırakınca, bir bebeğini ağzına alıyor pencereye geliyor.İçeri girmek için yalvarıyor, tellere tırmanıyor. Bana kafayı yedirtiyor üzüntüden ama alışması lazım, başka çarem yok. Zaten o da ilk önce bahçede her tarafı araştırıyor, başka güvenli yer bulamıyor. Yine götürüp yavruyu yerine koyuyor. İşte durumlar böyle. :(


Bu Julia, Zıpzıp, Tekir, Bekir 4 kardeş bahçenin hiç ayrılmaz süsü. Temmuz'da doğdular.İsimlerinden belli, sadece bir tanesi erkek. Ve Tekir daha bir kere bile kendisine el sürdürmedi. :(

Diğerleri ise beni sev diye emrediyorlar "Mmeeww" sesi ile.:) Hele Julia hiç kucaktan inmek istemiyor. Anne 2 aydan itibaren onları bıraktı. Şimdi sadece yemeğe geliyor ve sanki hiç çocuklarını tanımıyor. Yemeğine uzanana patlatıyor. Bunu daha önce demiştim, Lulu ise bütün yavrulara yemeğini bırakır.

Neyse bu daha bir yaşında bile olmayan garipler benim cadı Maydanoz'um yüzünden, kendileri kızgınlık dönemi bile yaşamadan hamile kaldılar. Hani Maydanoz bütün erkek kedileri bahçeye çağırmıştı ya. Benim her cephede cansiperane savaşlarım hiç fayda vermedi. Erkek kedilere hafif tahta parçacıkları filan attım, kovdum. Biraz uzaklaşıp durdular. "Aa bu kadın deli mi ne? Biraz sonra yine hepimize yemek verecek. Hoşgörelim" dediler zaar.
Tekir bahçede doğurmadı. Bir kaç aparman ötede bodrumdaki bebek arabasına bir kedi 5 yavru doğurmuş. Kesin budur. Apartmanda sahiplenmiş. Ben de hiiiç sesimi çıkarmadım. :P
Maydanoz'un ertesi günü yani 7 Mayısta, sabah Julia da 3tane doğurdu.


Canım benim kapının önündeki kutuda açıkta doğurmuş. Maydanoz gibi de ortalığı tertemiz yapmayı becerememiş. Altındakileri değiştirdim. (Maydanoz'un altındaki örtü tertemizdi) Onu da öbür bodruma ben sakladım. Tatlı kızım güzel annelik yapıyor.

Ve geldik Zıpzıp'a ... O nun cüssesi öyle minik ki, ve kendi öyle saf ki.. Bir ara Yaman Benek'le yanyana çekebilirsem resmi koyarım. 2 aylık yavrudan biraz büyük.

Salı gecesi doğurmuş. İkisini kendi eski yuvalarında doğurmuş, 3.cüsünü Julia'nın olduğu ardiyeye girerken eşikte doğurmuş. Onun kesesini filan hiç temizlemediği için ölmüş. Kendisi de Julia'nın yavrularını kendisinin sanıp onun yanına girmiş.

Diğer yavruları sesinden bulup aldım, başka bir kutuya anneleri ile beraber geçirdim. Bu hemen kaçtı. Bir daha da yanaşmadı. Ben de onları da Julia'nın kutusuna koydum. O bakmaya uğraştı onlara da ama, biri çarşamba, biri perşembe sabahı öldü maalesef...
Hepsi de anneleri gibi beyazdı. :(
İnşallah benim kızları -artık anneliği de tatmış oldular- emzirmeleri bitsin, hemen kısırlaştıracağım.
Ama sanırım Lulu gibi harika bir annenin, anneliğini elinden almaya kıyamam. :(
Bu da böyle bir yazı...patiyle kalın.
EDİT: Biraz önce farkettim, Zıpzıp geceleri Julia'nın yanında yatıyor. Ve onun bebelerini o da emziriyor. İki kardeş beraber büyütüyorlar demek ki.

2.EDİT: İşte 2 aylık yavru Yaman Benek ve 10 -11 aylık kedi (ki bu kedi için erişkin bir yaş) Zıpzıp. Aralarında boyut farkı az. Ama Zıpzıp bebekken çok hastalıklar geçirdi, binbir tedavi ile iyileşti. kendisi biraz küçümen kaldı.Ve bir parça saf diğer kedilere göre. :( O da öyle tatlı ve bahçemin beyaz gelini. :)
3.EDİT: Yaman Benek beyin "Benek" ismi vermeme sebep olan simsiyah kuyruğunun beyaz ucunu işaretle gösterdim. Yaman adı ise eşim "bu çok yaman kedi olacak, adı Yaman soyadı Benekoğlu :) olsun" deyince eklendi.Havaya dikmiş gezerken o beyazlık ona tam ateş böceği görüntüsü veriyor. Çok çok tatlı oluyor. :)

YAMAN BENEK BEY

( Bu yazının asıl tarihi: 20 Nisan 2007)

İlk önce güzel bir pozumuzu koyalım.

sonra hikaye başlasıııın::)


ah bu ne bir bilseniz.:)Efendim ben sabah kedilerin tavuğunu kaynattım. soğusun da vereyim hepsine diye bir kaba aldım.

o zamana kadar pc başına geldim.Lulu hanım mutfaktan çalıp yavrusuna getirmiş,halı üstünde tavuk yediriyor.

Kendine almamış. Onun yemesini seyrediyor
Kızsam kaç yazar. İlk önce resim çektim.
Zaten halı kirlenmiş.:(

sonra onları kapalı balkona götürüp halıyı sil sil sil.

işin ne kızım siiil!

Ondan sonra da benim koltuğum da keyifff.
yav bu koltuklar size yassssag!!:(
Ah hani şurada yavru kedinin hala kendi tuvalet yapamadığını söylemiştim geçen cuma.Ondan sonraki gün Lulu gelip gelip maaw diyor.Bir şey söylemeye çalışıyor.
Kızım ne var, mama,su,süt hepsi burada? Dışarı mı çıkacaksın,yok. Meğer dermiş ki bana "oğlum artık kendi tuvaletini yapacak. onu çıkaralım."
Bir gün daha geçti.:(
Sen tut velet,koltuğun üstüne çık. Gazetenin üzerine bir güzel işemeye başla.
Yani gazetelerin hafta sonu tuğla gibi kalın ve çok olmasına şükrettiiiim.
Gerçi Yavuz Don.at üstüne işenmesinden ne kadar memnun kaldı bilemem.
Bana kalsa öbür gazete de Be.kir Çoş.kun'un üstüne filan yapmasını tercih ederdim. Yok Yavuz'un 9. cumhura halaaa bitmeyen hayranlığına sinir olurum ama, kendisi de aaynı dayıma benzer.Bu yüzden yani...:)

Ben yavruyu kaptığım gibi Maydanoz hanımın tuvaletine koşturdum tabii.Öğrendi hemen koşuyor eşeleniyor yerleşiyor tüçücük totosu ile bayılırsınız.Yine burada yavruların doğduğu yazıda Lulu'nun evdeki tuvaleti bir türlü kabul edemediğini de yazmıştım.
O yüzden yavru tuvalete gittiğinde neler oluyor diye endişelendi bir kaç gün.Onu uzak tuttum, engel olmaması için.
Sonra nihayet perşembe günü yavrusunun yanına o tuvalete Lulu'da girdi.
Hahaha yani o yavrusundan öğrendi tuvaleti kullanmayı. Ama ben memnun oldum mu? Hayıııırr.
Ya zaten Roka,Maydanoz filan derken o kum 15 gün zor dayanıyordu.Bana yeni bir masraf daha çıkar bu durum da.Onun için yaniiii.:(
Patiyle kalın.:)

KANDİL TEBRİĞİ

( Bu yazının asıl tarihi:30 Mart 2007)














Kandilinizin Mübarek olmasını diler,

saygı ve hürmet ile ellerinizden öperiz.:)

Annemiz beğendiği resimleri dizmiş,sayımıza dikkat etmemiş.

Kusuruna bakmayın lütfen.:)


Fosforlu Hatun Lulu

(Bu yazının asıl tarihi: 29 Mart 2007)

Heeeyyt Lulu hatundaki fosforik cazibeye bir bakın hele.:)

(dijital zoomla uzaktan çektim.)

Tabi dayanamadı adamcıklar bu cazibeye ağacın dalının ucunda kıstırdılar kızımı.:)
Yoksa "bir bebek bana az geldi" diye Lulu'mu onları çağırdı diyorsunuz ?
İftira ediyorsunuz kızıma be yaav. :P :)
Pek görünmüyor ,onun için önceki bebeğin babası siyah beyaz beyi daire içine aldım.:)

Bebek mi nasıl?
İşte böyle bu dünkü hali.:)
Boynubükük abisi ziyaret etti onu.
Lulu hanımda çok mutlu oldu.
Sıkıysa Maydanoz hanım yaklaşsın bir öyle.
Paramparça eder vallahi. :(

KÜÇÜK MUCİZE

Bu yazının asıl tarihi:15 Mart 2007)
Allah'ım evde küçücük bir mucize var.:)
Akşam uyuyordu, hafif dokundum. O ufacık, tefecik canlı bir gerindi, bir gerindi.
Minicik ve herşeyi tam.Ağladım ve Allah'ımın büyüklüğüne bir kez daha iman ettim.
Yaratma ile ilgili ayetleri dayanamadım,buraya koyuyorum.:)
"Ey insanlar!Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık"(Hucurat suresi:13)"İbret alasınız diye herşeyi çift çift yarattık"(Zâriyat:49)
"Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren odur"
(Âl-i İmran Suresi:6)
"Sonra sizi bir bebek olarak çıkarırız"(Hacc Suresi:5)
"Sizin yaradılışınız da ve yeryüzünde yaydığı canlılar da,kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır"(Casiye Suresi:4)


"Ne bakıyorsunuz?
Bacaklarımda
sonra tüy çıkacak,
haberiniz yok sizin?
ooy,ooy,ooy,
Dokunmayın keyfimize :)



Ben annemin
karnında da böyle
yatıyordum yahu!





Hii! dışarıdan
bir ses geldi!










Amaaan neyse!
Yağmur anne
halleder
nasıl olsa!








Yağmur derki:
"kız çek patini!
boğacan çocuğu!"









Lulu derki:
"hayıııır,hayııır.
Ben boğarmıyım
hiç bebemi?"





Lulu:
"aman al işte
çektim patimi!






Lulu:
"Aman sen
benim işime
fazla karışma bakayım!"

JUST MARRİED, HAPPY END.:)

(Bu yazının asıl tarihi:12 mart 2007)

Biliyormusunuz; 2 Ocak'tan beri yazacağım Lulu'm evlendi diye
Ben yazana kadar mutlu soon! Ben Sarman isterken ama Tekir beklerken...drıııım! Bir karakedim oldu,bir bjk'li kedim.:))
Halbuki anlatacaktım bu iki ayın nasıl geçtiğini.:(

Bütün gün kameriyede hapis gibi kalmış garibimin eve kaçıp bacaklarımda böyle yattığını söyleyecektim.Babasının "yumurtası düşüp,o saldığı koku gidene kadar evde sakla bunu" dediğini yazacaktım.

Hatta ben Lulu'ya demiştim ki:"karar ver kız,anne mi olmak istiyorsun? Yoksa bebek mi? Bebekler gibi yattın kucağıma.
Ondan sonra çıkar mı dışarı? Eve bayağı yerleşti Lulu'cum.Bütüün gün yatıp uyudu köftehor. Ancak haftasonları öğle uykusu uyuyabilen babasının göğsüne yerleşip boylu boyunca üzerinde uyuduu.. Ben bilgisayara oturunca kızıp bilgisayarın üstüne çıktı. Abisini deli etti. Yani kısaca hamile kadınların bütün ilgi ve şefkat isteklerini ve kaprislerini eksiksiz yaptı. :)

Ama bir türlü kedi tuvaletini benimsemedi.Ben de o yüzden bir yere giderken onu evde bırakamadım. Kucağıma alıp ,onu dışarı çıkarırken "eggeegeg" gibi tuhaf itiraz ve kavga seslerini duymanız lazımdı. İki ay boyunca evde geçirdiği saatlerde sadece iki kez kendi çıkmak istedi... Hacetini de biliyor yani:P

Ama hamile bir kadın bu kadar seyrek mi gider canım ihtiyacına? (Kızım bu anan,ömrü hayatında bir kere kuzuladı. Onu da erkeklerin askerlik anısı gibi anlatır durur. Diyeceğim odur ki,bu ihtiyaç molası yönünden çok sıkıntı çekmiştir o dönemde,Anladınız siz onu:P)

Öyleydi,böyleydi... Sonunda doğdu kara maşalar.:)

Kapalı balkonumda bir kutudalar şimdilik. Anneleri bütüüün kedilere saldırıyor. Zannediyor ki yavrularına bir şey olacak. Ama o cadılarda, anaları iki dk.lığına çıksın "weyk,weyk" bağırıyorlar.

Yemek dahi yiyemiyor.Kutunun içine koyuyorum bende kurumama,kaşar filan. Hemen yutuyor garibim.Azıcık çıkıp süt şıpşıplıyor. Hoop hemen dönüyor. Yiyecekler de zaten kutunun yanında ama hiç tavuğunu yiyecek kadar duramıyor bile.

Pazar sabahından beri bir kere dışarı çıktı ihtiyaç molasına.:(

Hayır bizim cadalozların tuvaleti de o balkondaydı.:(

Yer değiştirdik. Maydanoz hanım kabullenmedi, yine yerine koyduk. Her an tetikteyim. O tuvalete gideceği zaman kutunun kapağını tam kapatıyorum. Yavrum Lulum bana teslimiyeti o kadar çok ki aslında. Hiç paniklemiyor. Cadı işini bitirince onu odaya sallayıp kapıyı çektikten sonra ,kutuyu aralıyorum.

Neyse bugünlük bu kadar.:) Bakın onlar sarmaşdolaş nasıl huzurla uyuyorlar.

KEDİ NEREDE?



( Bu yazının asıl tarihi:11 Ocak 2006)

Kedi nerede? Görene ve bilene kedi patisi ile bir nanak okşaması verilecektir:))


ÇİRKİN! ADAMLAR


(Bu yazının asıl tarihi:22 Aralık 2006)

Bu Duman. Artık ihtiyarlayıp geri dönen Duman.Bir zamanlar,köpeklerin bile kendisinden korkup,saygı duruşuna geçtiği Duman.

Dikkatli gözler;vücudunda gururla taşıdığı eski izlerden,mazî de ne kartal olduğunu hemen anlayabilir.

Şimdi yemeğini bile öyle yavaş yiyorki ,ufaklıklar önünden kapıveriyor.

Bekliyorum başında bitirene kadar, ve ona saf,koyu koyu tavuk suyu koyuyorum.

Şap şap zevkle içiveriyor.



Bu Asil. Lulu ile Kinkon'un dayısı.

Hani demiştim ya ben bildim bileli kayınvalidemin bahçesinde kediler vardı, büyüyenler giderdi diye. Eşim de "erkek kediler gider" demişti. Bu da gidip te,benim bahçede hep tavuk ziyafeti olduğunu anlayıp geri dönen beyefendi. Duman gibi cadı değildir ama sağ gözü kör. Onun için benden hep torpil alıyor, ama aciz sanmayın. Lulu'nun yeni talibi de bizimkinin henüz evlenmeye niyeti yok.:) Bugün Lulu'nun peşinde yeni bir sarman gördüm,sevindim. Hiç sarmanım yok çünkü.



Bu Heathcliff. Onun Catherine'nı ben değilim kesin. Henüz... Rüzgarlı Bayır (Uğultulu Tepeler) kitabını okuduğum çok küçük yaşımdan beri bir fantazim var:

Sert,kötü gibi gözüken insanları sadece sevgi ile (aşk değil)iyileştirebilmek.

Yok öyle Hind guruları gibi değil, sıradan insan sevgisi bahsettiğim...

Ama büyüdüm-hala büyüyorum-bunun çok zor iş olduğunu anladım. Bu kedi de başarırsam eğer size de bildiririm.

Yok bu bizim eskilerden değil. Kaç aydır her yemekte, güneş doğmadan burada. Hatta çok uzun bir süre benimkiler yerken, bahçe kapısının dışından onları seyretti. Ona da verme çabalarım hırlama cevabını aldı. Bizimkiler doyup çekildikten sonra kalanları yedi güya gizlice. Sonra onlara katıldı, ama bu hırlamasını kesmedi hiç. Taa bir kaç gün önce buraya koymak için şu resmi çekene kadar. Makineyi doğrultmam gerekiyormuş demek, flaşla da çekmedim halbuki. Ama iki gün ve sekiz pozdan sonra bu her zamanki doğal halinde poz verdi nihayet. Ve beni korkutuyor aslında, ona belli etmesem de.

Yemek kabına yürüdüğümüz bir kaç metre boyunca ayağımın dibinde çok korkunç ses çıkarıyor. Ben ona ses çıkarmadan sabırla bekliyorum, bekliyorum.

Küçükanne de bir ay bana hırlamıştı ama kusura bakmayın, onun bir artısı vardı. Tekirlerin en güzeli idi.

Kitapta ki Heathcliff yakışıklı mı idi, işin doğrusu hatırlamıyorum. Ama bu da beslenecek, şişmanlıyacak, güzelleşecek. Göreceksiniz.

Not: Kitap Bronte kardeşlerden birine ait. Ama bana yazarın küçük adını sormayın,hatırlamıyorum. Kütüphanenin tozlu raflarına dalmam gerek onun için. O iz bırakanlar arasında yerini aldı,şimdi önde başka kitaplar var. :))

EDİT: 13 Nisan 2007 tarihinde Heathcliff öldü. Burada anlattım.


Ama buraya da ekleyeyim:
Biraz önce Heathcliff'in ölüsünü buldum bahçenin önünde. Epeydir hastalığı ilerlemişti. Yemeğe geliyor, gözlerini yüzüme dikip berrak berrak, hayran ve memnun bir ifade ile bakıyor; sadece süt içiyordu. Gitmek üzere olduğunu anlamıştım.
Ağlayarak kaldırdım onu, şimdi yazarken de ağlıyorum ama içim rahattı.
Çok çirkin, hep horlanan,
onun için herkese çok korkunç tıslayan garip son senesini mutlu ve kendini bir yere ait hissederek yaşadı. O tıslayan kedi, bütün vücudu ile bacaklarıma sürünür olmuştu yaa. Yani başarmıştım, onun Catherine'nı olmuştum ben sonunda.
Onu köpeğimiz bile istemiyordu nedense, bütün kedileri sahiplenir onu kovalardı.
Bir ay önce kendisi -köpek yani- kız peşine bir gitti kayboldu. Her tarafta aradık,sorduk soruşturduk yok bulamadık.Eh kedicik de son bir ayı iyice rahat geçirdi bu sayede.
(Eşim duymasın bunu)

İZMİR'DEN "RUHSAR" GELDİ...


(Bu yazının asıl tarihi:4 Ocak 2006)

Yok benim eve değil, karşı eve kayınvalideme geldi. Kedicik zaten ben yanına gittikçe üstümü, oturduğum yeri koklaya koklaya bir haloluyordu. Benimkilerle de bir araya getirmedik hiç. Benim evde ki iki düşman Maydanoz ile Roka ,düşmanlığı unutup birlik olup saldırırlar diye korktuk.
Bu hanım kız İzmir'de oturan kaynım ve eltimin. 98 doğumlu.
Bizimkiler sosyal hizmet uzmanı idiler. Emekli oldular. Daha önceleri hep yetiştirme yurdu, huzurevinde filan görev yaptıkları için bayramlarda pek burada olamıyorlardı. Kedi olduğundan beri ilk defa ikisi birlikte ve uzun süre kalmak için geldiler. Ruhsar hanımı da getirdiler.
Ben en son deprem sonrası depresyonun da İzmir'e gittiğimde bir yaşında idi. Gelir kucağıma yerleşirdi. Bir de bol bol kusardı köftehor.
O günler benim hani "yeşil panjurlu ev istiyorum" der gibi "kendimize ait çadır istiyorum" diye ağladığım günlerdi. :(
İzmir de ise oturduğum yerde uyurdum, kaynım hemen kalkar. Ben "abi nolur oturun, zaten gece uyumuyorum ki, siz otururken uyuyayım" derdim. Kolay mı? Tekrar 7 katlı binanın 2. katında yatmak. Ne zor alıştık.
Bunları niye anlattım ki, paticiklerimle ne alaka ya, kusura bakmayın. :(


NASIL ÖLDÜ?

(Bu yazının asıl tarihi:17 Aralık 2006)
Bahçede bulduk,daha sıcacıkken,köpeğin ağlama sesine bakıp.
Ağzından kan gelmişti sadece,başka görünen yerinde bir şey yoktu.
Eşim yan taraftaki kötü komşunun hiç bağlı olmayan süs köpeğini bağlı görünce,
"acaba zehir mi koydular,o yemesin diye bağladılarmı ki" diyerek otopsi yaptı bebeğime.
Yok ben bakmadım. Ama midesinde bizde yediği yemek varmış. Kötü bir şey yokmuş.
Galiba dalağı patlamış. Ordan hareketle,tekmeyle öldüğünü tahmin ettik.
Kim yaptı bilmiyorum.
Daha önce yazın,yan köpek bir yavrumu öldürmüştü.:((
Ama o yavru da çok dik başlıydı. "Kesin kaçmamış,kafa tutmuştur. Eh o da köpek sonuçta, oda kendi yaradılışı icabı davranacak doğal olarak "demiştik. Mahvolmuştuk ama,belirtmeme gerek var mı?
Şimdi de bir şey demiyorum. Başlıktaki yazıyı hep değiştiriyorum ya. Şimdi koyduğuma da bir bakın isterseniz. O kişi kimse bilmiyorum-tahminlerimiz var tabi,ama gören yok- onun için de gelecek o hesap günü.

1 nisan 2006 da doğan ilk bebeklerimden...
Köpeğimiz bile ağladı,acı acı inledi.

MMMIIIYYAAWWW


(bu yazının asıl tarihi:14 aralık 2006)
Yok merak etmeyin, beni yemeye kalkmadı. :))
Sevdim diye şımardı esniyor sadece, benim boynu bükük Yumak ikim.


BOYNU BÜKÜK ?
Vecihe'm sormuşsun ya yorumun da,işte böyle boynu bükük.
Yoo vitamin içirdim hep,
düzeldi ama arada böyle yan tutuyor bazen.:(
Adı da öyle kaldı garibimin.
(yanındaki de Zıpzıp,
yani bu ikisi çook hastalıklar atlatan bızdıklarım)


ROKA'NIN HİKAYESİ (yeni yazı)




(bu yazının asıl tarihi:3 Aralık 2006)

(bu resim öbürünün bir sonraki aşaması, meraklı kedi uykuya dalmış.:)
Yağmurlu bir akşam, yine Ramazan.
Atılmış bu bebecik bir evden, kedi bilmez, soydaş bilmez sadece insan bilirmiş.
Yok, onu evden atan pisleri insan sanırmış.
Bahçe duvarından “miyav” demiş bu evin babasına.
-miyav, gel beni kurtar, baba ben çok küçüğüm, ıslağım, açım. :(
Babası almış bu oğlanı getirmiş, kurulamışlar, doyurmuşlar hep beraber.
Evet bu ev bilirmiş, kedi kumu bilirmiş, elektrikli süpürgeyi bile bilirmiş, ama kedi görmemiş bilmezmiş.
Ateşlenmiş bebecik, ağzına şurup damlatmış annesi. İyileşmiş.
Koşmaya oynamaya başlamış.
Kedileri tanımış, evdeki Maydanoz kızı fır fır kovalamaya başlamış.
Annesi "oğlum, kızımı kovalaman için büyümen gerekir “ demiş ama nafile.
Maydanoz kız da kıyamazmış ona vurmaya. Baba anneye demiş ki:
-"Maydanoz sana benziyor, sert görünüşlü ama merhametli"
Gerçi iyi olmuş, Maydanoz’un sakin, tembel,hımbıl yaşamına hareket gelmiş.
Bir sabah yavru kedi yorganın üstüne oturmuş, babaya bakıyormuş.
Baba "senin göbeğinin üstünde Hopdediks’in köpeği İdefiks’ e benziyor bu."
Anne sakin sakin:
"Aaa bunun adı İdefiks olsun"demiş.
Baba yinelemiş "burada Hopdediks sen oluyorsun"
"Biliyorum " demiş anne yine gayet sakin.
(inadına kızdırmaya çalışana, inadına kızmamak çok daha zevkli. Bir deneyin bakın.)
Ama bu yumuşak görünüşlü bebek, çok maço, dominant bir karakter olduğu için büyüyünce bu isim yakışmazmış vazgeçilmiş.
Biz daha kedileri çok tanımazken, her çekmeceye, her dolaba girmeye çalışmak, her şeye maydanoz olmak bütün kedilerin huyu diye bilmezken adını Maydanoz koyduk ya öbürüne.
"Buna da Roka diyelim" demiş anne.
Artık bütün ümitleri "hala bana Roka'yı getir" diyen yeğenimizde imiş.
(ama yok babası razı olmamış)
Bir sabah anne Roka'yı evde ara ara bulamamış ki, oğlunun odasının önünden geçerken onun başının yanında iki minik kulak görmüüş. Sırtını onun yanağına dayamış,beraber uyuduklarından abinin haberi yokmuş tabi ki.
Havalar güzel giderken onu da dışarıdaki yuvaya, bütün kedilere alıştırmışlar.
Yanlız her gün girer, Pc başındaki annenin kucağında ruhunun, yaşının ihtiyacı olan sevgi uykusunu gerine gerine uyurmuş. Bir de Maydanoz ablaya spor hocalığı görevini ifa eder,ona günlük antremanını yaptırırmış. (Yalnız artık Maydanoz'un patileri armut toplamıyormuş.)
Hatta annesi gazete okurken, o da omuzundan aşağı patilerini yaymış bir kürk etol! görüntüsünde keyifle uyurken, annesi de başını hafif ona dayamış uyuyakalmış. Abisi de onların resmini çekmiiş.
Ama tabi onu buraya koyamazmış anne. :)
Patiyle kalın:P

Çook sonra ek:
Benim sebze ve otlarla aramın hiç iyi olmadığını herkes bilir. Ben en çok kahvaltıyı ve çok yararlı!! üç beyazı severim.:)) Fiziğimle de bu sevgimi hiç inkar etmem.
Tatlı hele hele sütlü tatlılar için ölürüm.
Kaç yıllık evliyiz, bir gün İzmir'li eltim sohbet sırasında eşime "sen rokayı severdin değil mi?" sorusuna "evet" cevabını aldı.Ben 2 kere şok, adamın sevdiğini bilmediğim gibi roka ne onu da bilmiyorum.
Bilen gürcüler beni affetsin, ama aşçısı babaannem olan bizim gürcü mutfağında bu ot hiç bilinmezdi ki. Hatta rahmetli annemin hiç rokayla tanışmadan vefat ettiğine de eminim.
Neyse o günden sonra öğrendim, pazardan eşim için roka almaya başladım ama merak edip bir kere tattın mı diye sorarsanız cevabım hayır olur.:)
Hele bir de yine çok sonra onun biraz acı ve mayhoş olduğunu öğrendim. Benim için tamamen bitti bu otun şansı.
Acı ve ekşi sevmediğim için damak tadım yok diye küçük gören eş tarafından yakınlarıma karşı, şu Hadis-i Şerif'i bulup onlara okuduğum zaman ki sevincimi takdir edersiniz artık:
"Mü'min iman sebebi ile tatlıdır.Binaenaleyh daima tatlıya meyyaldir."
(Menavi-Kenzül İrfan
)
Hadis de tatlıdan murat ,sadece ve sadece yemekle ilgili değildir muhakkak ama ne gam.
Neyse bu uzun girişi niye yaptım?
Pisiciğin çok zorluk ve acılarla dolu bir yaşamı oldu büyüyünce.
Tıpkı Roka'nın tadı gibi.
Kendi dominant zor karakterinin de bunda etkisi çok tabi ama bu ismi verdiğimi çok pişman oldum ben.
Artık daha dikkat ediyorum kedilere isim koyarken.
Diyeceksiniz ki Melül Peter var bir de ama onun ki farklı. Bunun gibi küçükten konulan isim değil, onun adı sonradan durum tesbiti bir bakıma. M.Peter'in hala yaşaması gerçekten bir mucize. Hep hasta ve hüzünlü duruşuna istinaden kondu ismi.
Demiştim ya başka veterinerin elinde kesin uyutulurdu daha çok küçükken. Ama sevgi ilgi alaka ile çok şükür bayağı toparladı ve kendi çapında yaşıyor işte mahzun ve mutlu mutlu.
Gerçi bu yaz; deli, çatlak ve cadı anası Lulu'nun peşinde suratında çok heyecanlı bir tebessümle gezerken doberman Ejder'in oraya girip kuyruğunu da kaptırdı ya maalesef.
Artık mutlu ve kuyruksuz.

ORTAK BÜYÜTTÜĞÜMÜZ YETİM



(bu yazının asıl tarihi:26 Kasım 2006)

(Bir süredir niye yazamadığımı öbür tarafta anlattım)
Herkes resim istiyor,ben de bugün bu sıcacık resmi koyayım dedim.Benim sevgili Lulum'la beraber büyüttük onu.(Fotoshop programım da sorun olmasaydı,kesip çimenlere ışınlıyacaktım onları ama maalesef halının üstünde kaldılar)

Benim kızım öyle anaç ki hala yakaladığı yerde yalar bütün bebeleri.

Maydanoz kızımsa bütün küçüklere hırlar cadı.Aşkım veterinerim bu durumu Maydanozun genç kız,Lulu'nun ise anne olmasına bağlıyor ama ben katılmıyorum.

Mesela Küçük anne 2,5 aydan sonra yavrularından ayrıldı, şimdi yaklaşana patisini patlatıyor.Hele ki yemeğine yanaşsın sıkıysa.(olsun; onu da öyle seviyoruz)

Lulu ise kenara çekilir,bütün küçükler yesin diye bekler.Alt yazıdaki Kuran'a bakan meraklı yeni yetimi bile hemen yaladı.(Bu anne kedilerin temizleme ve bakım hareketidir)
Bir sonraki yazım ,aşağıdaki silinen yazının tekrar versiyonu olacak.Resim benzebilir karıştırmayın diye haber vereyim istedim.

Patiyle kalın.:P

BİZİM BURDAN SON DURUM:





( yazının asıl tarihi:9 kasım 2006)


Upuzun bir yazı yazdım bunlarla ilgili..

Son noktayı koyarken elektrik kesildi iki dakikalığına..:((

Moralim bozuldu.

BABA


( yazının asıl tarihi:7 kasım 2006)

Mahallede ki bütün kızların kocası,

bütün bebelerin babası COŞKUN NURİ'yi takdimimdir efendim.

Oda salt yemek maksatlı bahçeyi ziyaret eder sık sık.

Lulu ile aşklarının ortak meyvesi oğulları,önüne geçer kafa tutar babasına. Ki zaten kapını önünden hiç ayrılmadan her yemeği ilk önce kaparak,7,5 aylık devlere dönüşmüşlerdir kendileri.

Çinliler görse ağızlarının suyu akar;çünkü çinli bir aileyi bir hafta doyururlar rahat rahat.(Allah muhafaza)

Kısaca sıkı bir rejime ihtiyaç duyarlar küçük beyler.

Neyse konumuza dönelim,bende onlara kızarım:

-Hişt,o sizin babanız ne ayıp,o da yesin!

Bu yeni neslin hiç ebeveynine saygısı kalmadı canım,nolcak halimiz bilmem,dünyanın sonu geldi zaar..

02 Kasım 2006 Perşembe

SEN DE Mİ?


(yazının asıl tarihi: 2 Kasım 2006)
Kardanadam artık yok...

Onunla ilk tanışmamız,kışındı sanırım. Bizim Maydanoz,yeni genç kız, daha "bana koca bulun" demeye başlamamış, pencere pervazına (ki çok geniştir) hava almaya çıkar; Kardanadam'da gelir, Allah'ım pencerenin altında durup ne romantik şarkılar söyler, ne tatlı serenatlar yapardı, böyle kibar kibar.

Bayılırdık onun zerafetine, nazikliğine. Biz de bahçe dolusu kedi işine daha sarmamışız o zamanlar. "Bu kesin evden atılma bir kedi, kavgayı filan da beceremiyor, çok kibar" diye aramızda konuştuğumuzu hatırlarım.

Sonra ortadan kayboldu aylarca. Bu arada bizim bahçe kedi doldu (bunun da nasıl olduğunu sırası ile anlatmaya çalışıyorum ara ara). Bol bol leziz yemekler konmaya başladı. Bu kedicikte bunu keşfedince geri döndü bizim buralara.

Ama artık eski kibarlığından eser kalmamıştı, kavgayı iyi öğrenmişti dışarıda geçirdiği bunca zaman da. :((

Kuru yemlere hasretle saldırdığını görünce, önceki tezimizin doğru olduğuna emin olduk. Evet evden atılmıştı, kuru mamayı biliyordu ve çok özlemişti. (son günlerde en nefret ettiğim insan tipleri bunlar, hayvanı hiç tanımadığı dış ortama atanlar) Ben de bol bol koydum ona. Bu ilgi hoşuna gitti, gecelerini de bahçede geçirmeye başladı.

Dışarıda artık bencilliği öğrendiği için yanındaki yuvalara da hiçbir kedimi sokmuyor,-anlamını sonradan çözdüğüm-gözlerini yüzüme dikip berrak berrak bana bakıyordu. Ama kesinlikle el sürmeme izin vermiyordu. Galiba kulağında bir rahatsızlık vardı, çok yakından inceleyemiyordum. Ayrıca çook fena nezleydi,hapşırıyor, burnu çok kötü müzmin bir şekilde akıyordu. Ben de yaptığı huysuzluklara hiç sert tepki vermiyordum ki bana alışsın da tedavisine başlayalım. Tek yapabildiğim onun mamasını kesinlikle ayrı veriyordum, diğerleri hastalanmasın diye.

(Eşim bu konu da beni bayağı korkutuyor çünkü, kuş gribinde ikinci etkilenen hayvan kediler. Kuşlar da bunların artan yemeklerine gelip, bahçeye gübre yolladıkları için, onları kaçırmak için korkuluklar yaptım sağa sola. Maalasef her hayvana yetişemiyorum ne yazıkki :( )

Ben böyle alışmasını beklerken, o da beni dikkatle incelerken,......

Bu biraz dolaşmaya çıkmış. Ben bizim bahçedekilerin yemeğini vermiş, yan tarafımdaki kayınvaldemin bahçesinde doğurmuş olan Anneanne kedi ve yavrularına yemek götürmek için çıktım. Çünkü Anneanne kedi, her yemekte yanıma geliyor ve kesinlikle burda yemeden kendi yerine götürmemi bekliyor. Yolda da benim önümden yürüyüp yol gösteriyor güya. (kedileri tanıttığım yazıdaki resmi böyle bir anda çekilmiş resimdir.) Kardanadamı da bahçeye yemeğe doğru geliyor görünce elimle "DUR" yaptım,bu sadece, bu..

"Biraz dur, 2 dk.için de elimdekini bırakıp dönecem. Sen şimdi miniklere patlatıp, tabağın içine yumulursun ki, maalesef çok kötü nezlesin,akıntılar bulaşıyor." demek istedim.

Anladı hemen el hareketimi ,bana bir bakış baktı:

-SEN DE Mİ? dediğini-de ben anladım.

Zaten ben o zaman, bana dikkatle bakmasının anlamını çözdüm.

Bana öyle bakarak "bak sana güvenicem, güvenmek istiyorum, ben artık ihtiyarım, sığınacak dal olmanı istiyorum."diyordu. Ve beni sıkı takibe almıştı. Ben "Dur"demekle o inşa etmeye çalıştığı güveni sarsmıştım.

Burayı -isteyen gülsün- ben ağlayarak yazıyorum. Bir kedi ne demek istediğini bakışı ile bu kadar güzel anlatır, evet,bana açıkca gözleri ile "sende mi?" dedi.

Pek keşke deme huyum yoktur, ama keşke dönüp ona bir tabağa ayıraydım. Anneanneye sonra gideydim, ama işte o da kuyruğunu sallaya sallaya sabırsızlanıyordu. Zaten hemen dönecektim ne vardı ki bunda.

Dönüp geldiğimde yolun karşısındaki artık otopark gibi kullanılan -deprem enkaz arsasına- uzanmış, başını önüne eğmişti. Hemen bir tabak kuru mama, bir tabakta tavuk götürdüm önüne koydum. Çok şükür ki yedi, ama benim yüzüme bakmadı.

Yemeğini yedikten sonra kalktı gitti, seslendim "gel" dedim, küs küs bir yan bakış attı ve gitti.

Bu onu son görüşüm oldu.

Ertesi gece onu rüyamda gördüm. Bembeyaz vücudunun göğüs,karın arası bir kısmı yoktu.Sadece öylesine yoktu,ama kan da yoktu.Gözleri upuzun kıvrık kirpikliydi-ki gerçekte öyle değildi tabi-onları kırpıştırarak bana tatlı tatlı:"üzülme seni anlıyorum,kötü niyetli değildin, diğer kedilerin sağlığı için yaptın" der gibi baktı.Konuşmadan bende bunu söylemeye çalıştım zaten rüyada.

Uyanınca "Allah Allah bu ne şimdi? dedim.

Dışarı çıkınca öğrendim ki, bir gün önce minibüs beyaz bir kediyi ezmiş. Görmedim ama o olduğunu rüyam bana belli ediyordu zaten. Ama bakkalın "yok ölen o değil başka kedi "demesine inanmak işime geldi. Nerdeyse bir aydır, yanıma kuru mama alıp,diğer apartmanların filan çevrelerine baktım. Bulurum barışırız, o küstüğünden gelmiyor diye kendimi kandırdım.

Nihayet aynı ona benzeyen ama göz rengi farklı bembeyaz kediyi görünce bakkalımız da ölenin o olduğunu teyid etti.

Onu aradığım bu günlerde, annenane kedinin 4 yavrusu birden kayboldu. Bir hayvanın filan zarar vermesine imkan yok; daha çok piyasaya çıkmamışlardı, gizli yuvalarında yatıyorlardı genelde. Bize bile yanaşmıyorlardı henüz.

Anne çağırdı, biz gece gündüz bütün bodrumları filan aradık, yok. Kan da yok hiçbir yerde. Çok üzüldük tabi, kimsenin aklı almadı dördü birden nasıl kaybolur diye. Birde onların üzüntüsü eklendi,

Bize nazar değdi sanırım...

07 Ekim 2006 Cumartesi

KEDİ MASALI:1




LULU anne VE KİNKON dayı
(Bu resimlerin çekildiği zaman, dijital makinemiz var da, biz mi çekivermedik. Telefonla hallediverdik işte... Binaenaleyh yani. :)
Biz Maydanoz (evdeki kedi kızım) hanımı sonraya bırakıp, öbür paticiklerimden başlayalım isterseniz:
Ben bildim bileli kayınvalidemlerin bahçesinde hep kedi vardı, benim şöyle elleyemeyip gözümle sevdiğim.
Biz başka şehir de otururken ve gidip gidip gelirken onlar sürekli değişir, büyüyenler dağılır yerine yenileri doğar, işin doğrusu ben de hiçbirini şahsen tanımazdım. Tarkan hariç. O gerçekten boyalı gibi dudakları ile çook güzel bir erkek kediydi. Zaten bu yüzden adı Tarkan’dı.
Gerçi bu isim, ben çocukken bir çizgi roman kahramanını anlatırdı ya, neyse...
Rahmetli kayınpederim için bütün kediler Pamuk’tu, ve onları tuttuğu balıklarla beslerdi.
Kayınvalidem bir yere giderken onlara yemek vermemizi tembih eder, biz zaten artan yemekleri her zaman onlara veririz, falan filan.

Neyse biz buraya taşındık. Maydanoz bizi buldu, daha biberon kedisi. (bu konu bilahare anlatılacaktır) Yine Ramazan, geçen sene yani. Ben kursa çok geç kalmışım bir koşuyorum ki durağa doğru.
Resimdeki ikili peşim sıra yürümüşler. Bir yaşından biraz küçük oldukları için bizim evlerin sınırında durmuşlar, daha öteye gitmeye cesaret edemiyorlar. Ancak seslerini gittikçe yükseltiyorlar “bize mama vermeden gitme” diyorlar resmen...
Ben hızlı hızlı anayola çıkıp durağa gitmek üzereyim. Telaşımdan, bana seslendiklerini biraz geç fark ettim. Eve dönüp baktım, kimselerin olmadığı belli.
Allah’ım naapmalı? Çaresiz geri dönüp, mama hazırladım. Kapımın önünde verdim, yine yola koyuldum.

İnsan geç kalınca kısacık mesafe bile bitmiyor gözünde, o gün kursa geç kalmanın rekorunu kırdım sanırım.
Ve yine sanırım aynı gün, kız kedi Lulu hanım, beni kendi hizmetine atamaya KARAR VERDİ. Bunu, kralın kılıcı omuzlarına koyarak şovalyelerini ataması gibi yapmadı belki, yani patisini omuzuma uzatıp:
“Hanııım, hanım! Seni kendim için koruyucu, bir vasiî seçtim” demedi tabi ama,
beni gözüne kestirdiği kesin.
Bir daha kapımın önüne yerleşti-ler. Kinkon beyin daha benimle işi yok, o sadece kız kardeşinden ayrılmıyor. Kafa sürteş (bu kelimeyi ben uydurdum) kuyruk dolaş geziyorlar beraber. (Bakınız üstteki resim)
Şimdi beni yürütmeyen, sağ tarafım da durup her adımım da sol ayağıma başını koymaya çalışan, her gittiğim yere bana muhakkak eşlik eden Kinkon’a o zamanlar dokunmak ne mümkün! El sürdürmüyor, hatta biz onu da kız zannediyoruz.

Neyse, kapının önüne koyduğum her türlü lüks ve sıcak imkanları patisinin tersi ile iten Lulu hanım, illa ki kartonu tercih etti. (bakınız alttaki resim)
Gündüzünü burada geçirmeye başladı, akşam olunca gizli yuvasına çekildi.
Ekmek elden, su gölden hayat devam ediyorken, erkek kediler ziyaret etmeye başladılar bunu.
Bu hemen –ben- halayığını! çağırıp sefil yaratıkları kovdurdu bir süre.
Resmen değişik bir ses tonu ile bana sesleniyor, ben gelip “pist” diye onları kovuyorum. Hanımefendi o kovma hareketinin kendine olmadığının öyle bilincindeki, hiç istifini, oturuş şeklini bozmuyor bile.
Bakın bunu Maydanoz hanım bile hâlâ ayırt edemiyor. Bir kediye pist desem o da atlayıveriyor.

Hani Mart kedileri derler ya, yalan.
Bunlar Ocak sonu kedileri. :))

Kar dolu her yer buz olmuş vaziyette,
kedilerin hepsi ayıptır söylemesi çoşmuş, ateşli vaziyette.
Anlamışsınızdır herhalde beni daha fazla utandırmayın.
"Ey güzel Rabbim,bu soğukta, bu canların içine ateş verip ısıtıyorsun, ne Latifsin, Ne Büyüksün" diyorum ben sadece.

Bir gün artık beni çağırmadı Lulu hanım, ben de kaçtım oradan.
Siyah beyaz bir beyle dünya evine girdi, onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine...

Bebeler bir dahaki yazıya.

02 Ekim 2006 Pazartesi

HÜRMET


HÜRMET

Maydanoz’um,annesinin son elinin değdiği herşeyin üstüne yerleşmeyi çok severmiş.giyeceği kıyafet,oturduğu yer hepsi onunmuş. Bir gelir oturur ve de orda uyurmuş. Annesi de mecburen bekler ki uyansın,alsın da işini yapsın. “Kızım ben onları dikecektim kalk” diyemezmiş...

Diyemem,kıyamam çünkü, O güzel Peygamberim(S:A:V) kıymamış,eteğinde yerleşip uyuyan kediyi uyandırmamış.Onu rahatsız etmemek için elbisesinin ucunu kesmiş,yerinden öyle kalkmış. Ben O alemler sultanı’na nasıl muhalefet ederim.Hatamız o kadar çok ki,hangi sünnetini yapabilirsek o kâr olur inşallah bize.

Beklerim ben onu kucağımda uyuduğunda da, uyanır gerinir kalkarız. Bu kediler bana hayatı öğretiyor dedim ya size. Değerli olan neymiş,anı yaşamak neymiş,bir bir gösteriyorlar.Koşa koşa nefes nefese yaşarken ,durup bir soluk almayı belletiyorlar bana. Bu kızı (öznesi ben yani)yeniden büyütüyorlar desem anlarmısınız beni?

25 Eylül 2006 Pazartesi

RESİMLER

Maydanoz hanımın

şimdiki hali







Lulu anne,

iki yavrusu

ve süt oğlu



Dayı kedi Kinkon









Küçük anne

ve ailesi






pamuk gibi





















Burada iki kedi var








son dört kedinin

annesi,

bütüün kedilerimizinbüyük anneannesi

(7 yaşında sanırım)


Aşkım

Yumak'ım,

bunun bir evi

var artık.

(yani sayıya

dahil değil)


Bu da yakında resmi sayıyı 17 yapma niyetinde olan ,Kardan adam!

1.Not=Dayı kedi, Lulu annenin kardeşi olduğu için dayıdır.Kabadayı anlamında kullanmadım o kelimeyi.Aksine en asil,en kibar ve terbiyeli kedim o. Bu ikisin ismini 5 yaşındaki yeğenim koydu.

2.Not=Resmi sayı ,benim herşeyleri ile ilgilendiğim kedi demek. Yoksa onların bitirmediği mamaları gelip yiyen kedicik çok,hemen kaçtıkları için gördüğüm zaman ortaya çıkmıyorum rahat yesinler diye.

22 Eylül 2006 Cuma

MAYDANOZ KIZIM


Merhaba

"Tarihi hiç unutmuyorum, 9 eylül 2005 den beri yaşamımda kediler önemli yer tutmaya başladı. (Bu resmi çektiğimizde benim onu bulduğum bir ay olmuştu.)

Benim hiç düşünmediğim, planlamadığım bir şeydi hayvan bakmak. Tamam eşim "veteriner", çok hayvanımız oldu, bahçede kocaman köpeğimizde var-çok sevdiğim- 35 günlükken geldiği içinde gündüz onunla ben ilgileniyorum.

Ama ben kendim olarak hayvanları aslında hep uzaktan sevmiştim, el sürmeye korkarak.

Daha öncede eşimin baktığı, ürettiği bir oda dolusu muhabbet kuşları da dahil olmak üzere annesinden ayrılan yavrular, kendileri bana yanaştı.

Sanki onlar beni seçiyor ilk önce, bende o sevgiye cevap veriyorum doğal olarak. Yani sevgi akışı-nın başlangıcı- inanın onlardan bana doğru oluyor.

Bu durum, hele kedi için inanmak zor olsa da böyle. :))

(Aslında bunda sır bir durum yok, anneleri ölmüş yavruları biberonla büyüttüğüm için beni anne zannediyorlar.işin doğrusu da oğlum artık 19 yaşında,ben de fena halde bebek özlemişim.)

Çok değer verdiğimiz bir büyüğümüz bana hep çok sert olduğumu söylerdi (Ben bunu pek kabul etmesem daha doğrusu edemesem de) Bu yönümün törpülenmesi, düzelmesi için bunları bana Allah yolluyor diye düşünüyorum.

Nitekim de artık herşeye pek kolay ağlar oldum.Birisinin evlilik haberini okuyorum ağlıyorum, bir başkasının doğum yazısını okuyorum ağlıyorum. Oğluma bir hikaye anlatıyorum ağlıyorum.

Bu hikayeyi yıllar önce okumuştum aklımda kaldığı şekliyle şöyleydi:

Musa Aleyhisselam zamanında bir hanım varmış çocuğu olmayan. Musa A.S Tur dağına Rabbi ile konuşmaya giderken önüne çıkmış :

"Ya Musa,Rabbime sorarmısın"demiş "ben çok cocuk istiyorum,benim kaderimde çocuk var mı?"

(biliyorsunuz Musa A.S. vahyi melek aracılığı ile değil, Tur dağında Allah-ü Teâla ile konuşarak alıyordu. Bu bildiğimiz biçim de kulaklarımız ile sesi duymaktan farklı olarak, bütün benliği ile O SESİ hissetmek şeklinde idi. Bu yüzden kendisine Musa Kelimullah da denirdi.)

Bu isteği yerine getiriyor mübarek peygamber, çocuğu olmayacağı şeklindeki cevabı kadına iletiyor.Kadın da kaderine razı bir şekilde boynunu büküp: "ben yine de dua etmekten vazgeçmiyeceğim " diye cevap veriyor.

Gel zaman git zaman, epey bir süre sonra Musa A.S. aynı yerden geçerken, o evin bahçesinde 3 küçük çocuğun oynadığını görüyor.merak edip sorunca o hanımın çocukları olduğunu öğreniyor. Kadın bir gün kapısına çok garip bir dervişin geldiğini, ona yemek yedirdiğini ve o garipten kendi için dua istediğini anlatıyor. o zatın da ellerini göğe doğru kaldırarak 3 defa"ver,ver,ver"diye dua ettiğini söylüyor.

Mus a A.S"Rabbi'min hikmetinden sual olunmaz"diyerek Tur dağına varıyor:

"Ya Rabbi" diyor: "Bu duayı eden kulun kimdir? Ben seni sevenlerin adlarının olduğu defterde ona rastlamadım."

"Ya Musa, bu kulum onların içinde değil. Benim kendim için yarattığım -BENİM SEVDİĞİM-kullarımın arasında idi. Onları sen de bilmezsin. Onlar naz makamındadır, onların isteğinin karşılığını hemen bu dünya da veririm." diye buyurur.


yazarken de ağladım yine..


Kedilerim başka yazıya..